Bildiğim kadarıyla İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan birliklerinin Alman topraklarına ilk ayak bastığı tarih 11 Eylül 1944’tür.

Beş kişiden oluşan bir keşif gücü Almanya’ya girer, geriye dönerken yanlarında bir Alman asker şapkası, biraz da toprak getirir. Ardından onları diğerleri takip eder. 

İşgalin başladığı tarih olarak da genellikle 7 Mart 1945 kabul edilir. Bonn’a, Köln’e, Koblenz’e yakın Remagen’deki Lundendorff Köprüsünü hiç tahmin etmedikleri şekilde yıkılmamış olarak bulan Amerikan birlikleri Ren nehrini geçip müttefikleriyle birlikte Almanya’nın geri kalanını işgal eder. Bu olay üstüne 1957’de bir kitap yazılır, 1969’da da “The Bridge at Remagen” adıyla filmi çekilir. 

Baş rollerini Ben Gazzara ve George Segal’in paylaştığı filmde de olduğu gibi Lundendorff Köprüsü ele geçirilmesinden 10 gün sonra Almanlar tarafından yıkılır. Bir önceki dünya savaşı sırasında inşa edilmiş olan köprü bir daha yapılmaz, kalıntılarından daha sonra müze inşa edilir. Fakat Amerikan işgal ordusu bu tarihten 75 yıl sonra bile Almanya topraklarında kalmayı sürdürür. 

***

DW’nin yazdığına göre Amerika’nın şu anda Almanya’da 29 bin kadar askeri personeli var.

Büyük bir kısmı beş büyük üs arasında dağılmış olan bu askerler doğal olarak artık işgal gücü değil. İşgal biteli 65 yıl oluyor. Almanya üstünde herhangi bir yaptırım imkanları da yok. Almanya’yı dışarıdan gelecek bir saldırıya karşı korudukları dahi tartışmalı. 

Ama Almanya’yı kendisinden ve komşularını Almanya korkusundan korudukları kesin. Eğer Almanya’daki Amerikan askeri varlığı sona ererse, hatta Trump geçtiğimiz günlerde ilan ettiği gibi Almanya’da konuşlanmış askerlerinin bir kısmını çekerse, Almanya için de Avrupa için de yeni bir dönem, yeni bir savunma anlayışı ortaya çıkabilir. Almanya giderek daha fazla kendi güvenliğini kendisinin sağlayacağı bir askeri yapılanmaya doğru yönelebilir.  Bu da Avrupa’nın bildiğimiz Avrupa olmaktan çıkmasına, Avrupa içi güç dengelerinin oluşmasına yol açabilir. Almanya güvenliğini sağlamak, Avrupa’nın ortasında yalnız kalmamak amacıyla ad-hoc ittifak arayışları içine girebilir. Nükleer silah edinmek isteyebilir.

Ancak bu her ne kadar üstünde düşünmeyi, senaryo yazmayı, hazırlıklı olmayı gerektirse de henüz zayıf bir olasılık.

Her şeyden önce Almanya Amerikan askeri varlığından memnun. Üslerin çevreye zarar verdiği zaman zaman gündeme gelse de Almanlar Amerikalılara işgal gücü olarak bakmıyor. Tarih anlatısı Amerikalıları kendilerini Nazilerden kurtaran, Sovyetlere karşı koruyan, iki Almanya’nın birleşmesini sağlayan ülke ve asker olarak görüyor. 

Algının dönüm noktası da muhtemelen Sovyetlerin 1948-1949 yıllarındaki Berlin Ablukası sırasında Amerikalıların önderliğinde gerçekleşen hava ikmal operasyonu. Bir yılda 278 bin 228 iniş yapılarak günde ortalama 3 bin 475 ton malzemenin Berlin’e taşınması Almanların toplumsal hafızasında önemli bir yere sahip. Bu operasyonun yapılamasaydı 2 milyon Alman’ın “Batı” Berlin’de aç kalabileceğine, Berlin’in bölünmüşlüğünün korunamayacağına inanılıyor. Fırsatınız olursa Bonn’daki Federal Almanya Tarih Müzesini gezmenizi, 26 Haziran 1948-30 Eylül 1949 tarihleri arasında gerçekleşen kömürün bile havadan taşındığı “yardım operasyonuna” ne denli önem atfedildiğini görmenizi öneririm. 

Müzede yok ama kalan şüpheler de herhalde 9 Mayıs 1955’de Almanya NATO’ya üye olunca, dört gün öncesine kadar kendisini resmen işgal altında tutan devletlerle eşit hakka sahip ortak haline gelince giderildi. Bana öyle geliyor ki Kennedy’nin 26 Haziran 1963’deki “Ich bin ein Berliner” (Ben bir Berlinliyim) konuşması da son tereddütleri bitirdi.  İkili ilişkilerde sorunlar tabii ki eksik olmadı. Ne Amerikalılar Almanlara, ne de Almanlar Amerikalılara tam güvendi. Çok sonraki yıllarda bile Amerikan istihbarat örgütleri Alman Başbakanı’nın telefonlarını dinledi. Ruslarla yakınlaşmasınlar, Amerika’nın siyasi tercihlerine ve ekonomik çıkarlarına aykırı işler yapmasınlar diye çaba harcadı. Rusya’dan doğal gaz alımını engellemek için yaptırımlar uygulandı. Şimdi de Çin konusu gündemde. 

***

Almanlar Trump’tan, Trump’ın anlık çıkışlarından, kırıcı ve tatsız olabilen şakalarından, savunma harcamalarının arttırılması baskısından, NATO’yu fazilet değil külfet olarak görmesinde bariz şekilde rahatsızlar. Yine de çıkarlarını korumak için Amerika’ya ihtiyaçları olduğunu düşünüyorlar, 75 yılda kurulan düzenin bozulmasını istemiyorlar. 

Amerikan üslerinin olduğu köylerdeki, kasabalardaki insanlar da askerlerin gitmesine karşı. Çünkü askerlerin varlığı yerel ekonomiye önemli katkıda bulunuyor. Ayrıca bu üsler Amerika için de önemli. Afrika ve Ortadoğu’daki bir çok müdahalesini bu üslerden yapıyor. Mesela Yemen’de uçan dronlar buradan kontrol ediliyor. Pantagon’un Almanya’dan asker çekilmesine karşı olduğu da söyleniyor.   Ancak görünen o ki Almanya istemese, Amerika askerlerini çekmese de ikili ilişkilerde oluşan çatlak bu ve benzeri kararlarla daha derinleşecek. Amerika’nın Çin’e ve Rusya’ya karşı tutumu, önce Amerika sonra dünya demesi Almanya ile olan ilişkilerini zedelemeye devam edecek. Yakın bir zamanda kopma olmaz ama bizim olabileceğini dikkate almamızda yarar olabilir…

  • Abone ol