Amerika Birleşik Devletleri bir ilki daha gerçekleştirdi Almanya, Türkiye gibi müttefiklerine uyguladığı yaptırımlarına Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM) de kattı. Görünen o ki ABD’nin yakında yaptırım uygulamadığı ülke ve örgüt kalmayacak.

Herkes bir şekilde yaptırımlardan nasibini alacak. İyi de bu kadar çok yaptırımın olduğu, kurucu ve koruyucusunun anlık beklentilerine cevap vermiyor diye önüne gelenin cezalandırıldığı bir düzen nasıl ayakta kalacak? Sistem nasıl işleyecek? 

***

Bana kalırsa çok zorlanacak. Ama sisteme gelmeden önce isterseniz UCM nedir, ne değildir kısaca onu hatırlayalım. 1 Temmuz 2002’de Roma Statüsü (1998) olarak bilinen uluslararası sözleşmeye bağlı olarak çalışmaya başlayan UCM Lahey’de faaliyet gösteriyor. Amacı soykırım, insanlığa karşı işlenmiş suçlar, savaş ve saldırganlık suçlarını soruşturmak, bu suçları işleyen bireyleri yargılamak. Ulusal mahkemelerin yerine geçmek için değil, onların işlevsiz kalması halinde evrensel hukukun uygulanması için kurulmuş.

UCM’nin yargı yetkisini kabul etmiş 123 devlet var. Şimdiye kadar da çoğu Afrika ülkelerinden olmak üzere 45 kişi hakkında UCM savcılığınca iddianame hazırlanmış. Mahkemenin ne tamamen önyargısız olduğunu, ne de adaleti en doğru şekilde dağıttığını söylemek mümkün. Fakat Nurnberg ile başlayan, Bosna ve Ruanda ile devam eden ad-hoc mahkemelerin yerini alması, insan hakları ihlalleri gerçekleştirenlerin günün birinde yargılanabileceklerini ima etmesi önemli.

UCM prensipte sadece yetkisini kabul eden ülkelerin vatandaşlarını yargılayabiliyor. İstisnası BM Güvenlik Konseyi’nin karar almasını gerektiriyor. Ama imzacı olmasa da imzacı bir ülkenin toprakları üstünde söz konusu suçları işleyen ABD ya da başka bir devletin vatandaşlarını yargılayabilmesi hukuken mümkün. Yeter ki bu tür suçlar 2002 sonrasında işlenmiş olsun, işlenen, daha doğrusu işlendiği iddia edilen suçun niteliği UCM’nin yetki alanıyla örtüşsün.

Muhtemelen bildiğiniz gibi UCM toprak esası nedeniyle Filistin ülkesinde işlenmiş suçlar üstünde de kendisini yetkili görüyor, İsrail güvenlik güçlerinin 13 Haziran 2014’den bu yana kendi alanına giren ihlallerini inceliyor. Geçtiğimiz yıl Aralık ayında UCM’nin Başsavcısı Fatou Bensouda ön incelemesini tamamlayarak bazı İsrail vatandaşlarının mahkemenin yetkisi dahilinde olan suçları işlediğine kanaat getirdiğini açıklamış, iddianame hazırlamak için üç hakimden oluşan ön dava dairesine başvurmuştu.

Henüz İsrail hakkında mahkemeden bir karar çıkmadı. Çıkarsa, iddianame hazırlanabilir denirse, yargılamanın uzun süreceği ve meşakkatli olacağı kesin. İsrail UCM’nin yetkisini tanımadığını ve tanımayacağını, kendisinin bu tür ihlalleri soruşturduğunu zaten ilan etmişti. ABD de İsrail ile birlikte UCM’ye karşı tepki göstermişti. ABD’nin şimdiki tepkisinin nedeniyse kendi askerlerinin ve başta CIA çalışanları olmak üzere görevlilerinin Afganistan’da yaptıkları yüzünden UCM tarafından incelenmesi, soruşturulması. 

Önce Danışman John Bolton, sonra da Bakan Mike Pompeo UCM’yi uyardı. Mart ayında UCM Savcıları 2017 Kasım’ında başlattıkları soruşturmanın hukuki prosedürlerini tamamlayıp imzacı ülke Afganistan’da (ve tabii ki yine imzacı Polonya, Litvanya, Romanya’daki işkence evlerinde) işlenen suçları yargılamanın önünü açacak süreci başlatınca da yaptırımlar gelmeye, ABD personeliyle ilişkin soruşturma yürüten herkesin vizelerini dondurulmaya, yeni vize verilmemeye başlandı. Trump Yönetimi geçtiğimiz günlerde de fiili yaptırımları hukukiye dönüştürdü. Yönetimin üst düzey yetkilileri UCM’yi yolsuzlukla ve her ne demekse “kanguru mahkemesi” olmakla suçladı. UCM de yazılı bir açıklamayla bu tutuma karşı çıktı.

New York merkezli İnsan Hakları Gözlemevi (HRW) UCM’nin Amerikalı asker ve görevlileri yargılama yetkisinin olduğunu vurguluyor, Afganistan’daki ihlallerin yeterince soruşturulmadığını ve iç hukukun adaleti sağlamaya yetmediğini belirtiyor. Uluslararası hukuk uzmanları da mahkemenin yetkili olduğu kanısında. Fakat ABD Yönetimi değil. Çünkü biliyorlar ki dava bir kez açılırsa Amerika’nın yaptıkları uluorta konuşulacak ve dünyada zaten güçlü olmayan algıları, imajları daha da zayıflayacak. Ayrıca sürecin nerede duracağı, kimleri kapsama alanına alacağı da belli değil. Unutmayalım ki UCM devlet başkanlarını bile yargılayabiliyor.

***

Diğer yandan ABD’nin uygulamaya çalıştığı yaptırımlar da artık caydırıcı olmuyor. İmajlarına mahkemenin yıllar sonra verebileceği zararı şimdiden kendileri yaptıklarıyla veriyorlar. Üstelik kurdukları ve korudukları için önemli görüldükleri, referans noktası olarak alındıkları dünya düzenini de zorluyorlar. Normlar, anlayışlar, rejimler tasarruflarıyla teker teker çöküyor. Bizi bir arada tutan bağlar giderek daha da gevşiyor. Sistemin sıvası çatlıyor, çimentosu çürüyor. Dünya daha az Kant’çı, daha fazla Hobbes’çu hale geliyor. Böyle bir dünyanın, kuruluş meşruiyetini kaybeden bir uluslararası sistemin uzun süre ayakta kalması ise bana zor gibi geliyor. Büyük ve sistemsel bir sarsıntı yaşamamız temennisiyle…

  • Abone ol