ABD Başkanı Donald Trump’ın 17 ay kadar Ulusal Güvenlik Danışmanlığını yapan John Bolton’un Olayın Olduğu Oda diye çevrilebilecek tartışmalı kitabı ‘The Room Where It Happened’ dün piyasaya çıktı.

Elime Pazartesi günü geçen 290 sayfalık kitabı gayret ettim ama bir günde okuyup bitiremedim, bitirmeden de kesin kanaat belirtmek istemem. Yine de ilerleyen sayfalarda ve detaylarına girdikçe değişmeyeceğini zannettiğim izlenimlerimi sanıyorum paylaşabilirim.

İlk izlenimim Bolton’un geçtiğimiz yıl görevden ayrılışının Türkiye için de, dünya için de, hatta belki Amerika için de iyi olduğu. Kitabının 5’inci sayfasından, yani Beyaz Saray’ın batı kanadındaki odasına giden yolu açmak için yaptıklarını anlatmaya başladığı andan itibaren insan iyi ki gitmiş de kurtulmuşuz demekten kendini alamıyor. Bolton Amerika’nın çıkarları diye tanımladığı şeyleri  korumak için her şeyi yapmaya hazır. Trump onun yanında masum kalır.

İkinci izlenimim  Trump’ın Türkiye’ye yakın durduğu ve çıkarlarını korumak amacıyla çaba harcadığı iddiasının doğru olduğu. İktidara yakın medya tarafından dillendirilen bu görüş Bolton tarafından teyit ediliyor. Aslında Bolton’un da Türkiye’ye karşı özel bir tepkisi yok. Varsa da bu tepki Türkiye’den çok Trump’ın Türkiye’ye yakınlık duymasına karşı gelişmiş bir tepki. Ayrıca öncelikleri farklı. Suriye’de İran’ı önemsiyor, asker çekilmesine karşı çıkıyor.

Kitabı okudukça insan Türkiye iyi ki müdahaleci bir politika benimsemiş diyor.

Üçüncü izlenimim, daha doğrusu okuduklarımdan çıkarttığım sonuç iktidarın ABD ile olan ilişkiler konusunda bizi yanıltmadığı. Çünkü içeriden bilgilerin aktarıldığı bu tür kitaplarda üstünde konuşulan ülkeler hakkında da mahrem bilgiler bulunur, bu bilgiler bazen ülkeler için kırıcı, iktidarlar için yıkıcı olabilir. Dışarıda eleştirilirken müzakerede taviz verilebilir. Bolton’un kitabında Türkiye adına dışarıda ne deniyorsa içeride de benzerlerinin söylendiği aktarılıyor.

Dördüncü izlenimim kitabın akademisyenler, diplomatlar ve istihbaratçılar için eşsiz bir hazine olduğu. ABD devlet sisteminin nasıl çalıştığından, İran’la Temmuz 2015’de varılan mutabakatın nasıl yok edildiğine kadar pek çok detay var kitapta. Bolton, Trump’a kızdığı, onun bir kez daha seçilmesini engellemeye çalıştığı için klavyesini serbest bırakmış, bundan belki 30 yıl sonra arşivlerin açılmasıyla öğrenebileceğimiz, belki de hiç öğrenemeyeceğimiz bilgileri şimdiden bizlerle paylaşmış.

Kitabın Türkiye’yi ilgilendiren kısımları pek çok mecrada yer aldığı için tekrarlamak gereksiz. Ancak çıkarttığım üç sonucu da sizlerle paylaşmak isterim. Bunlardan ilki kitap yüzünden Türkiye konusunun Amerika’da gündemden düşmeyebileceği, ABD Başkanı Trump’ı Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan üstünden yıpratmaya çalışacakları. İkinci sonuçsa Trump’ın seçilme şansının giderek daha da azaldığı ve Türkiye’nin Amerika’da yeni dostlar bulmasının şart olduğu. 

Son dönemde bizi doğrudan ilgilendiren bazı konularda Amerika ile çıkarların örtüştüğünü, özellikle de Libya’da Türkiye ile ABD’nin aynı safta yer aldığını, NATO’nun da harekete geçtiğini görüyoruz. Fakat hala çözülememiş sorunlar var, hala lobiler Amerika’nın dış politikası üstünde etkili, hala pek çok sorunumuzun seyrinde ve yönetiminde Amerika birinci derece söz sahibi. 

Bana öyle geliyor ki geçmişte yaptığımız hatalardan ders çıkartarak ve kitabın bize sunduğu bilgilerden yararlanarak, kendimize yeni bir yol haritası çizebiliriz. Yeter ki amacımız Amerika ile kavga etmek ya da bazı kanaat önderlerinin ima ettiği gibi ölümüne savaşmak olmasın. Onu yanımıza çekmeye, çıkar ve beklentilerimize saygı göstermesini sağlamaya çalışalım.

Bu söylemesi kolay gerçekleştirmesi zor bir amaç. Ama çatışmaktan, zıtlaşmak daha kolay. Bolton’un kitabında da bunun nasıl yaptığımıza ilişkin veri ve bilgi mevcut. Her alanda ve her konuda anlaşmasak da bazı sorunların yönetiminde, hayati gördüğümüz konulara bizim açımızdan bakmalarını sağlamakta başarılı olabiliriz. O da belli ki güçlü olmakla, ikna kabiliyetimizi arttırmakla mümkün. 

Üçüncü sonuçsa Fransa’ya, özellikle de Cumhurbaşkanı Macron’a dikkat etmemiz gerektiği. Bolton’un anlattığına göre Suriye’den asker çekilmesine şiddetle karşı çıkması, PYD’yi müttefiki Türkiye’den daha fazla önemsemesi, son zamanlarda da NATO’nun beyin ölümünden söz etmesi düşündürücü. Oysa Fransa ile Türkiye’nin hem Suriye’de, hem de Libya’da aynı tarafta olması gerekiyor. 

Belki biz kendimizi iyi anlatamıyoruz, belki de o ya da onlar anlamak istemiyor. Sebebi ne olursa olsun Fransa’yı da karşımıza değil yanımıza almalıyız. Daha çok konuşmalı, diyalog kanallarını çeşitlendirmeli, Türkiye’yi Fransa’nın ötekisi olmaktan çıkartmanın yollarını aramalıyız. Değerleri senkronize ederken, çıkarları da örtüştürmeye gayret etmeliyiz. Bana öyle geliyor ki Ankara’ya Türkiye’yi çok iyi tanıyan bir büyükelçinin atanması iki ülke için de şans… 

  • Abone ol