Devletler dünyasında birbirini etkilemek, karşısındakinin istediğini yapmasını, istemediğini yapmamasını sağlamak esastır.

Önce çıkar denen kavramın içi doldurulur, sonra da bu çıkarın gerçekleşmesi, gerçekleşenin korunması için çaba harcanır. Devletten devlete düzeyde araç olarak bazen tehdit, bazen mükafat kullanılır. En çok da uluslararası normlara, temel prensiplere, ahlaki normlara dayanılarak muhatap ikna edilir. Zaman zaman da savaş çıkar, askeri müdahaleler gerçekleşir. 

Ama devletler sadece birbirini etkilemeye çalışmaz, bir devlet diğerini oluşturan aktörler üstünde de etkili olmaya çalışır. Film endüstrisinden müzik sanayine, düşünce kuruluşlarından etnik lobilere kadar pek çok mecra etkileme araçları arasındadır. Bazıları parası daha fazla, stratejik aklı daha öngörülü olduğu için diğerlerinden daha başarılı olur, bazıları da ellerindeki imkanları yeterince etkin kullanamazlar. Ancak sonuçta hepsi aynı şekilde davranır, hepsi birbirini içerden ya da dışarıdan etkilemek için çaba harcar.

***

Türkiye de etnik lobileri, düşünce kuruluşları, okulları, hatta ticari teşkilatları vasıtasıyla muhatap aldıkları ülkeleri içeriden etkilemek için çaba harcamaktadır. Ne denli etkili oldukları tartışılabilir ama etkili olmaya diyelim ki Amerika’nın, Almanya’nın Türkiye’ye bakışını değiştirmeye çalıştıkları tartışılamaz. Benzeri Amerika, Almanya, Rusya ve diğer pek çok ülke için de geçerlidir. Onlar da bizi etkilemeye çalışır. Hiç biri diğerine salt hayır olsun diye yardım yapmaz, okul kurmaz, ibadethane açmaz. 

Kamu diplomasisi artık istisnai faaliyet olmaktan çıkmıştır. İran, Kuzey Kore gibi ülkeler dışında uluslararası etkileşimin sıradan araçlarından biri haline gelmiştir. Devletler çok hoşlanmasalar da içlerine bu türden müdahaleye pek karşı çıkmazlar, müdahaleye genellikle karşı müdahaleyle karşılık verirler. Kabul edemedikleri halklarının yöneticilerini, dolayısıyla da kaderlerini belirledikleri seçimlere dışarıdan müdahale edilmesi, kimin iktidara geleceğine başkalarının karar vermesidir. 

Hemen hepsi bu konuda diğerini suçlar ama hiçbiri müdahale etmekten kaçınmaz. Mesela Rusya’nın Trump’ın seçilmesini sağlamak amacıyla müdahale ettiğine inanan Amerika, Carnegie-Mellon Üniversitesi’nden Dov Levin  tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre 1946-2000 yılları arasında 81 seçime para dağıtmaktan örtülü operasyon düzenlemeye kadar varan yöntemlerle doğrudan ya da dolaylı olarak müdahale etmiş, İsrail’den Şile’ye, Bolivya’dan İtalya’ya kadar pek çok ülkede beğendiği adayın kazanması amacıyla çaba harcamış, kaynak ayırmıştır. 

Levin, 2016 yılında yayınladığı söz konusu çalışmasında incelediği 938 seçimden 36’sına Rusya’nın (Sovyetler Birliği) da bir şekilde müdahale ettiğini, bu müdahalelerin ahlaken ve siyaseten pek de kabul edilebilir mahiyette olmadığını ortaya koymuştur. Ayrıca Libya’nın 2007 Fransa başkanlık seçimlerine 22 milyon Euro nakdi bağış yaparak, Türkiye’nin 2017 Almanya seçimlerine CDU/CSU koalisyonuna oy verilmemesi talep ederek müdahale ettiği de literatürde kayda geçen olaylar arasındadır. 

Tüm bunların ötesinde sosyal medya kanallarının gelişmesi, internet etkileşimin artması devletlere seçim sonuçlarını etkilemek için yeni imkanlar sunmakta, yalan haber, hatta bazen sadece haberle seçimlerin sonuçları değişebilmektedir. Örtülü operasyonların yerini giderek daha fazla sosyal medya manipülasyonları almaktadır. Hemen hiçbir ülke bu tür saldırılardan muaf değildir. İlginç bir şekilde demokratik ülkelerin, ifade özgürlüğünün olduğu yerlerin beklentilerin aksine dışarıdan etkilenme, seçimlerinde müdahaleye maruz kalma olasılıkları yapılan çalışmalara göre demokratik olmayanlara yakındır. 

***

Kısacası bir ülkenin diğerinin iç işlerine karışması, özellikle de seçimlerin sonucu üstünde söz sahibi olmaya çalışması istisna değil kuraldır. Devletler fırsat bulurlarsa müdahale ederler, seçimlerin sonuçlarını belirlemeye gayret ederler. Fakat itiraf etmezler, müdahale edeceklerini baştan söylemezler. İstisna olan bir ABD Başkan adayının bir başka ülkenin seçimlerine müdahale edeceğini konuştuğu gazetecilere taahhüt etmesi, daha da önemlisi bu açıklamanın hedef alınan ülke tarafından sekiz ay sonra önemsenmesi ve siyasi tartışma konusu haline dönüşmesidir. 

Diğer yandan Biden’ın daha sonra habere konu olan New York Times açıklaması ABD-Türkiye arasındaki sorunların niteliği ve çokluğu düşünüldüğünde son derece tali bir konudur. Başkan seçildiğinde kuvvetle muhtemeldir ki, Biden destekleyeceğini söylediği muhalefetten çok iktidarla çalışacak, ülkesinin ve bir ölçüde de kendisinin çıkarlarıyla Türkiye’nin ve Türkiye’yi yönetenlerin çıkarlarının örtüşüp örtüşmediğine bakacaktır. Yine de bizim, özellikle de iktidar bloğunun Biden’ın ne dediğinden çok nasıl etkileneceğine odaklanmasında, işbirliği imkanları aramasında yarar olabilir… 

  • Abone ol