Dört yılda bir, Kasım ayının ilk pazartesinden sonra gelen Salı Amerika’da seçim günü. Sandık başına şimdiden gitmeye başlayan seçmenler 3 Kasım itibarıyla ülkelerinin başkanının ve yardımcısının kim olacağını, Kongre’de kendilerinin kimler tarafından temsil edeceğini belirleyecekler. 

 

 

Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesi, Senato’nun da üçte biri yani 35 üyesi ve 14 Aralık’ta başkanın ve başkan yardımcısının kim olacağını resmen kararlaştıracak 538 ikincil seçmen (Seçiciler Kurulu) için oy kullanacaklar. Bazı eyaletlerde aynı gün belediye, yerel yönetim ve kabile seçimleri de yapılacak.

Ancak Türkiye için şu aşamada önemli olan başkanlık seçimleri. Bilindiği gibi şansı olan biri Demokrat diğeri Cumhuriyetçi iki aday ve iki de başkan yardımcısı var. Donald Trump’ın Türkiye’ye, daha doğrusu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a daha yakın durduğu, bazı konularda beklentileri karşıladığı, S-400’ler konusunda Kongre’nin talep ettiği yaptırımları uygulamaya yatkın olmadığı biliniyor. 

* * *

Joe Biden’ın ise Trump’tan farklı bir politika izleyeceği için Türkiye’ye karşı bu kadar “yumuşak” olmayacağı düşünülüyor. Gerçekçiliği ve geçerliliği tartışmalı olmakla birlikte Türkiye’ye mesafeli olanların arzusu, dolayısıyla hakim algı ve beklenti Biden’ın daha sert bir politika benimseyeceği yönünde.   

Yapılan çoğu kamuoyu yoklamasında Biden önde görünüyor. ABD seçim sisteminde her zaman en çok oyu alan seçilmediği için New York Times Biden’ın en iyi olasılıkla 357, en kötü olasılıkla da 280 ikincil seçmen oyunu alabileceğini hesaplamış. Times’a göre 326 ikincil seçmen oyu en olası sonuç olarak öne çıkıyor. 

Yani her şart altında Biden, seçilmesi için gerekli olan 270 oyu garanti altına almış görünüyor. Bunda Times’ın Trump karşıtı olmasının, hesaplamadaki istatistiki yanılmanın payı olabilir fakat sonuçlar Ocak sonu (büyük olasılıkla 20 Ocak) itibarıyla Biden’ın bir kez daha Beyaz Saray’a ama bu kez farklı bir kanadına gidebileceğine kuvvetle işaret ediyor.  

Türkiye şimdiden kim seçilirse seçilsin onunla çalışamaya hazır olduğunu duyurdu. Zaten ikisiyle de çalışılmış, ikisiyle de sorunlar yaşanmıştı. Fakat Biden ile çalışmanın Trump’la çalışmaktan özellikle ilk aşamadan daha zor olma olasılığı güçlü. Biden, Obama Yönetimi sırasında sadece 8 yıl başkan yardımcılığı yapmamış, 36 yıl Senatörlük de yapmış biri. 

Rumlara yakınlığıyla tanınıyor, Türkiye karşıtı pek çok karar tasarısındaki oyu ve katkısıyla biliniyor. İki kez özür dilemiş olmasına rağmen gaflarıyla ünlü ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı sempati duymadığı da malum. Reuters CAATSA yasasının Biden tarafından uygulamaya konabileceğini, bunun da Türkiye ekonomisini zor duruma sokabileceğini yazdı. 

Ayrıca Biden Ermeniler konusunda hassas, işbaşına gelirse Amerika’nın Dağlık Karabağ açığını 1915 trajedisini “soykırım” olarak tanıyarak kapatmaya çalışabilir. Şirketlerinin Hazar havzasındaki çıkarlarını sarsacağına ve Azerbaycan’ın Rusya’ya yaklaşmasına neden olacağına, Türkiye ile bağları gevşetmeyi göze alabilir. 

Biden’ın Suriye’deki Amerikan askeri varlığını arttırma, PYD’ye statü atlatma gibi çabalar içinde olmayacağının da garantisi yok. Libya’da çıkarlarımız örtüşse bile Doğu Akdeniz konusunda Trump Yönetiminden daha sert bir tavır sergilemesi olasılığı yüksek. Bir de Biden’ın insan hakları konusunda daha dikkatli olduğunu not etmek gerek.

Diğer yandan Biden NATO’yu çöküşten, Amerika’yı Rusya ve Çin’le çatışma eşiğine getirmekten, dolayısıyla da dünyayı nükleer savaşa sürüklemekten kurtaracak biri gibi duruyor. Seçilirse kontrolsüz silahlanma yarışının başlaması olasılığı düşük. Muhtemelen START’ın yenilenmesi için masaya oturacak, Rusya ve Çin’le rekabet ederken rekabeti çatışmaya sürükleyebilecek adımlar atmayacaktır. 

Biden, Almanya’ya dahi yaptırım uygulamaya, kötü şakalarıyla buluştuğu liderleri aşağılamaya kalkmayacaktır. Ortadoğu konusunda daha dengeli bir politika izleme, Filistinlileri istemedikleri bir planı kabule zorlamama olasılığı yüksek. Yine de onun Araplardan daha Arap olmayacağını, dört yıl öncesinden farklı bir politika izleyeceğini varsaymak yanlış olmaz. 

1967 sınırları, Kudüs’ün statüsü, mülteciler hakkında belki daha anlayışlı ama eskisinden daha farklı bir yönetimle karşılaşacağımızı söyleyebiliriz. İran’la olan ilişkilerde de yeni bir dönemin başlama olasılığı güçlü. 2015 mutabakatı bazı revizyonlarla yeniden işlevsel hale gelebilir. Bu da Suudiler ve onun Körfez müttefikleri için iyi değil, ama Türkiye için iyi. 

* * *

Özetlersek seçildiği takdirde Biden Türkiye açısından bakıldığında eksileri kadar artıları da olan bir başkan olacak. Trump’tan farklı bir yönetim ve müzakere stratejisi izleyecek. Senato ve Temsilciler Meclis’inden gelen baskılara daha az direnecek. Hepsinden önemlisi de ekibi, yakın çevresi muhtemelen Türkiye’ye pek de sıcak bakmayan insanlardan oluşacak. 

Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren Dışişleri ve Savunma Bakanlığı koltukları ve Ulusal Savunma Danışmanlığı  için eski, yeni bazı isimler telaffuz edilse de henüz hiç birine kesin gözüyle bakılmıyor. Daha alt kadrolarınsa Center for American Progress, Brookings gibi Demokratlara yakın düşünce kuruluşlarından ve her zaman olduğu gibi üniversitelerden doldurulması bekleniyor.

Umarım iktidar bloğu Amerika’daki gelişmeleri sadece uzaktan izlemekle kalmıyor, kim seçilirse biz onunla çalışırız anlayışının ötesine geçerek şimdiden zemin yoklamaları yapıyor ve yeni yönetimle çalışmanın modaliteleri üstünde fikir üretiyordur. Bana öyle geliyor ki Biden’ın seçilmesi halinde Türkiye’nin imajına, algısına, hukukuna ve insan haklarına da daha fazla önem vermesi gerekecek. İyi ve huzurlu bir tatil günü dileğiyle…

 

  • Abone ol