12 Ağustos 2005 Cuma... Sıcak bir Diyarbakır günü... Siyasi açıdan da sıcak...

Başbakan'ın çarşamba günü Ankara'da yaptığı tarihi konuşmanın ardından Diyarbakır'da nasıl karşılanacağı, söyleyeceği sözler, Kürt sorununa yönelik vurguları merakla bekleniyor, bölge insanı için ciddi bir beklenti oluşturuyor.

Başbakan'ın geziye verdiği önem heyetten de belli. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Eğitim Bakanı, Tarım Bakanı, Devlet Bakanı, Bayındırlık ve İskan Bakanı heyetin ağır topları olarak Başbakan'ın yanında yer alıyorlar.

Daha bir gün önce, Başbakan Tayyip Erdoğan, PKK'ya şiddete koşulsuz son verme çağrısı yapan aydınlar bildirisi vesilesiyle ve imzacı heyeti kabulü esnasında sembolik büyük adım atmış ve önemli bir konuşma yapmıştı.

İlk kez bir Başbakan yaptığı resmi bir konuşmada "Kürt sorunu" sözcüğünü kullanıyordu. Bu adım psikolojik bir blokajı kırmaya, bölgede siyaseti ve özgüveni canlandırmaya yönelikti...

Başbakan, Diyarbakır'da da Ankara'daki açılımı devam ettirdi.

Ve şöyle diyordu:

"Büyük devlet, hatalarıyla yüzleşebilen bir devlettir. Geçmişte idari ve siyasi hatalar yapılmıştır, yok sayılamaz. Bir ad koymak gerekirse Kürt sorunu sadece bölgenin değil, tüm Türkiye'nin, herkesin sorunudur. Benim de sorunumdur. Kürt sorunu ne olacak, nasıl çözülecek? Anayasal düzen, toplumsal bütünlük içinde daha çok hukuk, daha çok demokrasi ve daha çok refahla çözülecek. Tek millet, tek devlet, tek bayrak prensibi içinde demokrasiyle çözülecek..."

Aslında AK Parti, Kürt meselesine bakışını ortaya koymuştu.

"Geçmişe yönelik eleştiri, hatta dolaylı özür", "sorunun varlığının ve farklılığın kabulü", "çözüme demokrasi ve hukuk vurgusu" siyasi iktidarın "Kürt politikasının üç temeli"ni oluşturuyordu.

Cesur adım, iyi niyet genel kabul gören nitelikleriydi, hükümet girişiminin...

Ne var ki, Diyarbakır meydanında Başbakan'ı dinleyen 600 kişi vardı sadece...

Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir, "neden uzatılan ele karşılama mesajı vermedikleri, meydanı 100-150 bin kişiyle doldurmadıkları" sorusuna, "Başbakan önceden birilerini gönderip bizden talep etseydi yapardık, söylenenler lafta kalmaz somut adımlar atılırsa 1 milyon kişi bile toplarız..." yanıtını veriyordu...

Yine pazarlıkçı bir tavır, belediye başkanı olarak değil Kürtlerin siyasi temsilcisi olarak görülme arzusu...

Şunu biliyor ve söylüyorduk o günlerde: Bu aşamada Kürtlerin, daha doğrusu Kürt siyasi hareketinin üzerinde de büyük sorumluluk var.

Üzüm mü yemek istiyorlar, yoksa bağcıyı dövmek mi?

Karar vermeliler...

Onca yıl geçti ve soru hâlâ aynı yerde duruyor.

Bu sorunun yanıtsız kalması bugün yaşanan tıkanıklarda, tıkanan AK Parti politikalarında belirleyici bir etken oldu.

Bu ülke ve bu sistem şiddete mahkum olmamalı.

Zorluklar ortada.

Zaman zaman aktörler görünmez hale geliyor, ortalığı sadece barut kokusu kaplıyor.

Bunlara rağmen AK Parti'nin atacağı adımlar ve adım atacağı geniş bir saha vardır.

Bunlara rağmen Kürt siyasi hareketinin akılcı olma umudu vardır.

Cesaret ve siyasi akıl yeterlidir...

Aynı 2005 Ağustos'unda olduğu gibi...

  • Abone ol