AK Parti'nin 49-50 arası oy alması, CHP'nin 25-30 bandının alt sınırında kalması, BDP'nin 30'u aşan milletvekili sayısına ulaşması bekleniyordu. İki soru işareti vardı. İlki, MHP'nin baraja takılıp takılmayacağı meselesiydi. MHP, CHP'den en az yüzde 2'lik oy çalarak yüzde 13'e ulaştı. İkinci soru işareti, AK Parti'nin 330 milletvekilini geçip geçmeyeceği meselesiydi ve bu, MHP'nin başarısıyla ters orantılıydı. AK Parti 326'da kaldı.

2011 seçimleri beklenen sonuçları verdi.

Beklenenin gerçekleşmesi, çıplak ve çarpıcı bir gerçeği görmeyi engellemez.

Bu gerçek, AK Parti'nin her seçimde oy oranını arttırarak, üçüncü dönemde görülmemiş bir oy oranıyla, her iki kişiden birinin desteğini alarak tek başına iktidara gelmesidir.

Bu durum anlaşılmaya ve tartışılmaya muhtaçtır.

AK Parti'nin "merkez"i adeta tek başına temsil eder hale gelmesinin arkasında, değişim politikalarındaki isabet ve bu politikalarla aldığı sonuç yatmaktadır.

AK Parti'nin iktisadi ve sosyal politikalarındaki büyük başarı, devleti yeniden yapılandırmada ve sivilleşme sürecindeki kararlılığı ve tutarlılığı, topluma verdiği güven, hem iktisadi olarak hem değer sistemi anlamında orta sınıfı yeniden inşa etmesi, yerleştirdiği yeni elit düzeni, güçlenen Türkiye imajı oluşturması ve tüm bunları sarsılmaz bir siyasi iradeyle ve genel bir demokratikleşme perspektifi çerçevesinde gerçekleştirmesi, ulaştığı oy oranının açıklayıcı unsurlarıdır...

Sihirli formül, "demokratikleşme, büyüme ve istikrar üçlüsü" olmuştur.

AK Parti'yi bu denli başarılı kılan diğer bir husus, şüphe yok ki, siyasi alanda rakipsiz olmasıdır.

CHP'nin, yaşanan değişim sürecine itiraz eden, endişe ve korkuyu temsil eden bir politikayı temsil etmesi, ülkede "tek partili demokratik deneyim"in derinleşmesine yol açmıştır.

Bu durum şüphe yok ki CHP'nin başarısızlığını, AK Parti'den misli fark yemesini de açıklamaktadır.

Nitekim Kılıçdaroğlu'nun referandumdaki tutumu, partisinin kapılarını Ergenekonculara açması, tutarsız dokusu ve insan yapısı, seçim kampanyasında kriz politikalarını terk etme gayretini dengelemiş, buradan oy üretmesini engellemiş görünmektedir.

Bu madalyonun bir yüzü...

2011 seçimlerinin siyasi yelpaze açısından ilginç bir Türkiye tablosu ürettiği de açık...

Şöyle söyleyelim:

Sonuçlara göre kullanılan oyların yüzde 95'i mecliste temsil edilecektir, adaletin sağlanmasıyla bir bakıma baraj tartışması anlamsızlaşmıştır.

Bu ayrı zamanda siyasi yelpazenin daraldığı, yüzde 95 oyun 4 parti arasında paylaşıldığı anlamına gelmektedir. Nitekim, gerek AK Parti'deki, gerek CHP'deki oy artışı, bir anlamda bu "konsantrasyon"dan kaynaklanmıştır. Görünen odur ki, 2007 seçimlerinde GP+DYP'nin toplam oyu olan yüzde 8,5 AK Parti, CHP ve MHP arasında dağılmıştır.

Ortaya çıkan siyasi yelpaze bir uçta Türk milliyetçisi bir parti, diğer uçta Kürt Ulusalcısı bir parti, ortada ise biri yarısını ve değişimi, diğeri toplumu bir çeyreğini endişeyi ifade eden iki siyasi parti kalmıştır.

AK Parti'nin kimi Batı kıyı illerinde öne geçmesi, diğer Batı kıyı illerinde ise oyunu hatırı sayılır biçimde arttırması, evrensel ve yerel değerleri cem eden yeni, farklı ve güvenli bir orta sınıfın doğumuyla birlikte yaşam biçimi kaygısı meselesinin silikleştiğinin göstergesidir.

Bu yelpazeye dikkatle bakılırsa, seçim sonuçlarından ortaya çıkan temel gerginlik ekseninin, Kürt sorunu olduğu görülür.

MHP geleneksel ülkücü oyuyla, Batı'dan gelen ulusalcı oyunu önemli ölçüde bu meselenin varlığına borçludur.

BDP'nin ise 36 milletvekiline ulaşması, AK Parti'yi bölgede, en azından altı ilde 2007'ye oranla daha da geride bırakması bu açıdan bir başka göstergedir.

Seçim sonrası ilk resim bu...

Kürt meselesi, AK Parti- toplumsal merkez ilişkisi, CHP'nin durumu, anayasanın geleceği, tek kelimeyle siyasi gelecek seçim sonuçlarına bağlı olarak ayrı ayrı ele alınması gereken konular...

Öyle yapacağız....

  • Abone ol