Tahmin edilen oldu, CHP Genel Başkanı yemin etmeyeceklerini açıkladı ve kriz doruk noktaya ulaştı.

TBMM'de ilk günün, dünün özeti bu...

Sondan başlayalım.

CHP'nin seçilen milletvekilleriyle ilgili beklentisi demokrasi gereklerine uygun olmakla birlikte, benimsediği yöntem siyasetin ilkelerine hiçbir şekilde uygun değildir...

Milletvekilleriyle ilgili sorun, yürürlükte olan yasalardan ve bu yasalara ilişkin yargı organlarının yorumlarından kaynaklanmıştır.

O halde, sorun yasa değişiklikleriyle çözülebilir.

Ve çözüm yeri meclistir.

Şöyle diyelim: Sorun ne olursa olsun, o sorunun çözülme yeri siyasi alan, siyasi alanın ayrıcalıklı noktası meclistir.

Bu durumda boykotun, meclise girmemenin anlamı nedir?

Bunun izahı zordur.

"Başbakan söz versin meclise girelim" tavrı da pek anlaşılır değildir, çünkü yaşanan sorunun kaynağı ne başbakandır, ne çoğunluk partisidir.

Ana muhalefet partisi olarak CHP'nin meclise katılmama, yemin etmeme kararı birçok açıdan sorunludur...

1. Siyasi alanı daraltan, siyasete güveni sorgulatan bir karardır. 2. CHP bu kararla meclisi mücadele alanı görmemekte, bunu yaptıkça meclisi önemsizleştirmektedir. 3. En önemlisi, siyasi alanda çözülecek krizi derin bir rejim sorununa çevirme alışkanlığını sürdürmektedir.

Şimdi başa dönelim ve AK Parti'ye gelelim...

Yüzde 50 almış, meclis çoğunluğunu temsil eden, sorunları çözme açısından birinci derecede önemli ve sorumlu bir siyasi parti AK Parti...

Yukarıda söylediğimiz gibi, sorunun kaynağı her ne kadar AK Parti olmasa da, biliyoruz ki çözüm adresi AK Parti'dir.

Yine biliyoruz ki, en azından CMUK'ta yapılacak tutukluluk süreleriyle ilgili bir düzenleme Dicle dışındaki tüm sorun yaşayan milletvekillerinin sorunlarını çözer, siyasetin önünü açar ve krizi önemli ölçüde sonlandırır. Böyle bir adım, mahkemelerin tutuklama kararlarıyla yasama alanına müdahalesini de engeller, ayrıca Ergenekon sürecini hukuk rayına biraz daha oturtur.

Ne var ki, AK Parti'den Dicle'yle ve tutuklu sanıklarla ilgili, çözüm istikametinde her hangi açık bir sinyal gelmedi...

AK Parti'nin, en azından Başbakan'ın durumu yasalara uygun gördüğü ve çıkarına yorumladığı, ayrıca tutuklu sanıkların salınmasına yönelik bir düzenlemenin Ergenekon davasının gidişatına zarar vereceğini düşündüğü varsayılabilir.

Ancak gerçekten böyleyse, sorun bu noktada biçim değiştirir ve AK Parti'nin de meselesi haline dönüşür.

Zira Ak Parti, durum ve sorun karşısında adım atmazsa, olanı kendi dışında görürse, özgürlük alanının genişletilmesine engel oluşturan bir parti görüntüsüne bürünür.

AK Parti yasaklarlardan değil özgürlükten, yasallıktan değil meşruluktan yola çıkan yorumlar yapmalıdır.

Nitekim Başbakan Tayyip Erdoğan'ın seçilme hakkı kazanması bir yasa değişikliği sonunda elde edilmemiş miydi?

O zaman da yasak "yasal"dı, ancak "meşru" değildi. Ve meclis yasayı meşruiyeti uygun bir şekilde yeniden yapılandırdı.

Bugün de durum farklı değildir.

Bugün de olması gereken budur...

Kaldı ki, ortada ilkesel bir mesele kadar politik bir mesele vardır. Bu krizin bir yaralısı da, kaçınılmaz olarak anayasa ve Kürt sorununun çözümü konusunda eli zayıflayan Başbakan ve AK Parti olacaktır...

Yarın Cemil Çiçek ile CHP'li bir temsilci arasında görüşmeler yapılacağı bilgisi basına yansıdı. Başbakan "tekliflerini versinler bakalım" mealinde bir açıklama yaptı.

Umarız bu görüşmeler sonuç verir ve siyasetin önünü açacak bir karar alınır.

CHP, derhal meclise gelip yemin etmeli, AK Parti ise siyasetin önünü açacak düzenlemelerle ilgili adım atmalıdır.

  • Abone ol