Önce şunu kabul etmek gerek: Kürt sorunu dinamik bir sorun ve değişimin kurallarına tâbi...

Sorunun başlangıç noktası, en azından 'Kürt sorunu' olarak başlangıç noktası, Türkiye'de resmi ideolojinin kâh eğitim, kâh kanun, kâh dışlama, olmadı, baskı ve işkence yoluyla izlediği Türkleştirme politikaları ve inkârcı tutumla eş zamanlıdır.

Ve bu politika ile tutumun bir tür sonucudur.

Bu devlet tavrı pek çok itiraz, isyan ve tepkiyle karşılık buldu. PKK ve onun şekillendirdiği bugünün Kürt siyasi hareketi onlardan birisi...

Bu siyasi hareketin öyküsü hemen hemen 30 yıla dayanıyor ve her 30 yıllık öykü gibi sorunun başlangıç noktasından başka bir noktaya, sonuçları itibariyle özerk bir öyküye işaret ediyor.

Bu özerk öykü, Kürt siyasi hareketi ve toplumsal alanının yıllar içinde şekillenen iç dinamikleriyle oluşmuş bir öyküdür.

Bu noktadan bakınca, Kürt siyasi hareketini en azından bugün, sadece devlet politikalarının ürettiği bir tepkisel durum ya da türev durum olarak açıklamak pek kolay değildir. İç öykünün de bu hareketi şekillendirdiğine, etkilediğine şüphe yoktur.

O zaman, Kürt meselesinden, Kürtlerin politikasından söz ederken 'tepkisellik ve nedensellik' yanında 'kuruculuk ve kendiliğindenlik' gibi unsurların varlığını teslim etmek gerekir.

Peki nasıl?

Kürtler bugün devlet politikalarına tepki duyan bir siyasallaşma yaşamakla yetinmiyor, aynı zamanda açık bir uluslaşma süreci de yaşıyorlar. Ve bu süreç mikro unsurlarla bakılırsa, kendi dilini, imgelerini, sembollerini, iç hiyerarşilerini, iç iktidar sahasını ve ilişkilerini üretiyor ve içeriyor.

Makro unsurlarla bakıldığında ise, sürecin temelinde PKK, KCK, BDP gibi unsurlarıyla yeni bir siyasi merkezin oluşması, buna paralel olarak yeni bir toplumsal alanın ve dokunun şekillenmesi, en önemlisi bu siyasi merkez ile bu toplumsal alan arasındaki ilişki, hiyerarşi yatıyor.

Kuruluculuk ve kendiliğindenlik temel olarak bu noktada ortaya çıkıyor. 'Kürt sorununu tanımlayan Kürt siyasi hareketi' ifadesi de bu çerçevede anlam taşıyor.

Sorun ile hareket arasındaki bu ilişki ve bu tarz bir bütünleşme, kabul etmek gerekir ki, eğri ya da doğru, bir uluslaşma hali ve politikasının bizzat kendisidir.

Ve bu durumda teslim etmek gerekir ki, Kürt siyasi hareketinin temel ilişkisi sadece devlet ve hükümetle değil, onun da vesile eden ya da içeren bir şekilde kendi toplumsal iç dokusuyladır: Alan kurmak, ulus kurmak, merkez kurmak...

Karşımızdaki mesele sadece kurma politikalarında ibaret de değildir. Kurma araçları da belirleyici bir önem taşımaktadır.

Bu kurma araçlarından birisi de, 'silah'tır, yani 'şiddet'tir...

Alan oluşturan ve koruyan, toplum inşa eden simgesel, açık, fiili, kendisinde hak gören 'fiili kuvvet' ve ardından gelen 'gösteri ya da uygulama veya kurgulama' olarak şiddet...

Daha doğrusu bir 'şiddet politikası...', kurucu şiddet politikası...

Kürt meselesinde siyaset karşısında şiddet hali kadar, bir tür siyasetle iç içe bir şiddet hali olduğu görmezden gelmek mümkün müdür?

Kürt Siyasi hareketinin bugün en önemli unsurlarında birisi şiddeti tepkisel, türevsel, öz savunma halinin ötesinde, kurucu bir unsur olarak kullanmasıdır.

Kürt siyasi hareketinin elinde şiddet bugün hem bir müzakere aracı, hem kendi alanını kurma aracıdır.

Sık söylüyoruz Kürt sorunu bir gün şöyle de böyle çözülecek.

Öykü nasıl biterse bitsin, önemli olan öykünün nasıl yürüdüğüdür.

Kurucu siyaset tolerans, taviz öğretir, demokrasi üretir.

Kurucu şiddet ise sistemler, insanlar, rejimler için sadece otoriterlik üretir.

Bu anlamda şiddete karşı durmak, ne 'hem devleti hem PKK'yı kına' gibi garip bir yüzeysel siyasi tutuma indirgenebilir, ne devlete ve siyasi iktidara düşen sorumluluğu ortadan kaldırır, ne de Kürt siyasi hareketinin muhatap alınma, müzakere taleplerine karşı bir duruşu ifade eder.

Bunlar farklı işlerdir, şiddet karşısında tutulma ise başka iştir...

Böyle bir noktada bu tür şiddet karşısında duran, susan, doğrulayan, farklı şiddetler arasında hiyerarşi kuran bir tutumu ilkeler ve değerler açısından anlamak mümkün değildir.

Türkiye'de eksiklik, gazetecide, entelektüelde, solcuda şiddet karşısında ilkesel duruş eksikliğidir.

  • Abone ol