Milliyet'in dünkü manşet haberi önemliydi: "Trabzon'da işlenen Rahip Santoro cinayeti ile Malatya'da Zirve Yayınevi'ne düzenlenen 3 yayınevi çalışanının öldürüldüğü kanlı baskının dosyalarından ilk kez ortak bir isim çıktı.

Santoro'nun öldürülmesinden 16 gün önce 'Kuvayı Milliyeciler' imzalı bir notla tehdit edilen Protestan din adamı Carl Magnus Stefan Persson'un isminin, Santoro ile birlikte, Trabzon Emniyeti'nin dosyasında 'Pontusçu' olarak geçtiği, öldürülen Santoro'nun telefonlarının da cinayetin işlendiği dönemde bu gerekçeyle 'dinlemede' olduğu ortaya çıktı.

Malatya Jandarma Komutanlığı'nın incelemeye alınan dosyalarında da Persson'un isminin 'Pontusçu' olarak kaydedildiği belirlendi. Gazeteci İsmail Saymaz'ın kaleme aldığı, 'Nefret / Malatya: Bir Milli Mutabakat Cinayeti' adlı kitapta, Santoro cinayeti ile Zirve Yayınevi Katliamı arasında ilk kez somut bağlantı kuran belgelere yer verildi..."

İş ciddi ve bu ilk bulgu değil...

Bugün Gazetesi Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan'ın bir süre önce yayınladığı, "Bir Ermeni var..." başlıklı kitabı da bu gerçeği alabildiğine sorguluyordu...

Polemiklere, medya savaşlarına kurban edilmiş bu kitaba yayınlandığı günlerde hak ettiği önem verilmemişti.

Saymaz'ın kitabı da vesile olabilir, iki kitap birlikte çarpıcı sonuçlara ulaşılmasını sağlayabilir.

Kitap pek çok unsur, delil, analiz barındırıyor...

Aynı kitabın çok önemli bir yönü, 2006-2007 arası kimi cinayetlerin, siyasi iklimin ve kimi yapıların arasındaki organik ilişkileri ortaya koymasıydı.

Adem Yavuz Arslan'ın kitabından izleyelim...

"Jandarma İstihbarat Değerlendirme Merkezi'nin 2003-2004 bir istihbarat bülteni şöyle diyor:

'Hıristiyan misyonerlerin, AB uyum yasalarının sağladığı uygun ortamdan da faydalanarak organize bir şekilde hareket etme gayretlerini, önümüzdeki dönemde artırarak devam edecekleri, Trabzon İl Merkezi'nde faaliyet gösteren Santa Maria Katolik Kilisesi'nde görevli Andreo Silvio Santoro'nun misyonerlik faaliyetleri kapsamında her biri ayrı ayrı olmak üzere 7-8 kişilik bir gruba İncil dersleri verdiği, nasıl ayin yapılır, hangi dualar okunur, ayin esnasında hal ve hareketlerin nasıl olması gerektiği konularında hazırladığı ders notlarını bahse konu öğrenci grubuna dağıttığı, Trabzon ve Samsun'da 2000 yılında başlatılan çalışmaların semeresini görmeye başladıkları, her iki şehirde 20'şer kişiden oluşan sonradan Hıristiyanlaştırılmış grupların bulunduğu, misyoner unsurlar tarafından Doğu Karadeniz Bölgesi'ndeki özellikle yurtdışı destekli bazı grupların Laz, Pontus, Gürcü vb. etnik unsurlar yaratmaya yönelik çalışmalarında artış gözlenmekte olup, bu unsurların faaliyetlerinin yakından takip edilmesi önem arz etmektedir.

Raporda yer alan rahip Santoro öldürüldü..."

Ve kitaptan keskin bir yorum:

"2002 MGK ön hazırlık toplantılarında başlayan misyonerlik tehdidi, Karadeniz Bölgesi'nin bir bütün olarak çalışma alanı seçilmesi, patlayan bombalar, ısıtılan bölge ve yaşanan provokasyonlar... Trabzon'dan İstanbul'a uzanan iç içe geçmiş halkalar...

Bugün bulunduğumuz yerden geriye dönüp baktığımızda Dink Cinayeti'nin de aslında büyük projenin ayaklarından sadece birisi olduğunu daha net görebiliyoruz. Eğer Ümraniye'de bir gecekondunun çatısındaki el bombaları bulunmasaydı bugün o projede çok farklı sahneler sergileniyor olacaktı..."

Bu ciddi bir analizdir, siyasi iktidar ve yargı tarafından hemen el atılması gereken bir durumdur...

Ama hepsinden öte asıl sorunun kaynağına işaret etmektedir...

Sorun hala asker sorunudur...

Balyoz'dan Dink'e, Ergenekon'dan Kafes'e çıplak gerçek değişmiyor...

  • Abone ol