Evlere ateş düştü. Her yerden öfke yükseldi. Çünkü Çukurca'da katliam yaşandı. Çünkü PKK'nın 8 ayrı yere aynı anda ve can almak için yaptığı baskında 24 asker hayatını kaybetti.

Akıl ve deneyim şunu söylüyor:

Kürt meselesiyle şiddet arasında bağlantı kalmamıştır, bu sorunun tek çözüm yolu siyasettir, siyasetin ilk koşulu ise şiddetin dışlanmasıdır. Bu durumda sıkılan her kurşun aynı zamanda siyasete, barışa sıkılmış kurşundur.

Çukurca'da da bu oldu.

Sivil anayasa görüşmelerinin başladığı, BDP'lilerin anayasa hazırlık komisyonuna eşit üye oldukları, anayasa üzerinden yeni bir toplumsal mutabakat ve barış ışığının göründüğü bir dönemde, PKK'nın vahşi saldırısı ve meydan okuyucu saldırısının ilk sonuçları beklendiği gibi olacaktır.

Siyasi alan daralacak, asayiş tedbirleri öne çıkacaktır.

Bu durumun Kürt sorununu çözümsüzlüğün içine itme, ülke demokrasisine yeni ve ağır faturalar çıkarma ihtimali yüksektir.

Kürt sorununun BDP ya da bir başkasıyla, hatta mecliste özel olarak ele alınması bu koşullarda son derece güçtür. KCK operasyonlarının derinleşmesinden basın ve ifade özgürlüğüne gelebilecek sınırlamalar ise (Neşe Düzel hakkında Zübeyir Aydar'la yaptığı bir röportajdan dolayı açılan bölücülük propagandası davası ilk işarettir) önümüzdeki tehlikelerdir.

Örgütün, PKK'nın derdi ne?

"AK Parti KCK operasyonlarını sürdürüyor, diğer operasyonlar devam ediyor, şiddet bu yüzden sürüyor, sorumlu onlardır" tarzı gibi "az akıllı ve az ahlaklı" bir bakışın hiç anlamı ve karşılığı olmadığı açıktır.

Peki, PKK saldırılar üzerinden, kendisini müzakere masasına atabileceğini, Öcalan'ın ev hapsini sağlayabileceğini mi düşünüyor?

Son dönemde yapılan örgüt açıklamalarına, BDP'li kimi sert siyasetçilerin vurgularına, Karayılan'ın mektubuna bakacak olursanız, aslında durum ana hatlarıyla budur.

Ve bu durum sorunun bugün yaşanan çatışmanın Kürt sorunundan değil, Kürt hareketinin ürettiği sorundan kaynaklandığını göstermektedir.

Kürtlerin taleplerinin karşılanmasına, sorunun çözümüne siyasi yollar imkân veriyorken, silah kullanmasının tek nedeni vardır:

Bu yolların yeterli bulunmaması, daha da öte bu yolların Kürt siyasi hareketini sorunu çözerek tasfiye ihtimali taşıması...

PKK'nın kaygısı budur...

PKK Kürt sorununun bir sonucu olarak doğmuş olsa da bugün Kürt sorununu kendi içine hapsetmiştir, örgütün sık vurguladığı "Kürt sorunu PKK sorunudur, PKK'ya istedikleri verilmeden bu sorun çözülmez" tezi de, bu durumun başka bir ifadesidir.

PKK artan oranda ve her vesileyle, Kürt sorununun çözümünün "Kürtlerin kaderinin kendisine terk edilmesiyle" mümkün olduğunu söylüyor. Bu keskin formül, "PKK'nın dikkate alınması", "silahların bırakılması için PKK'yla görüşülmesi" önerilerin ötesinde bir duruma, Kürtlerin özü itibariyle ayrılıkçı ve egemenlikçi tutumuna işaret ediyor.

Bugün resmi otoritenin, bu keskin formül karşısındaki tavrı ve egemenlik koruma gayretini her düzeyde arttırmasının nedenini burada aramak gerekir. "PKK eşittir Kürt hareketi" formülüne yöneltilen "demokratik eksiklik" eleştirilerinin kökeni burada yatar.

Bedelleri çok ağır olmakla birlikte, Kürt meselesinde Türkiye'nin aldığı yol olumludur.

Şimdi mesele şiddetin önünü demokratik tutumdan taviz vermeden kesmektir.

Bu konuda aydına da, muhalefete de, iktidara da büyük iş düşüyor...

Kürt sorununu şiddetten arındırmak, şiddete topyekûn itiraz etmek tek ve asli yoldur.

Bunu yaparken silahların koşulsuz susmasını sağlamak, şiddete, her tür şiddete ilkesel tavır almak esastır.

Umarız istikametimiz bu olur...

  • Abone ol