28 Şubat, 15. yıldönümünde çok tartışıldı, belli ki uzun bir süre daha tartışılmaya devam edecek. Tartışmalar daha şimdiden suçlamalar, savunlamalar, soruşturmalar üzerinden yürüyor.

Böyle anlarda “Ne?” sorusunu, “28 Şubat neydi?” sorusunu tekrar tekrar sormak gerekir.

Ortada her şeyden önce sosyolojik bir öykü var. 1980’li yıllarda başlayıp 2000’li yıllara kadar uzanan bu sosyolojik öykü, çeşitli girdilerle ekonomik yapıdan toplumsal yapıya, siyasi ittifaklardan kültürel aidiyetlerin siyasileşmesine uzanan bir değişim sürecini kuşatır.

Bu değişim sürecinin en önemli ve en doğal sonucu toplumun merkeziyle çevresi arasındaki mesafelerin azalması, bu azalışın görünür ve aktif hâle gelmesi olmuştur.

90’lı yıllar da Türkiye’de, modernleşme sürecinin kaçınılmaz aşamalarından birisini oluşturan merkezle çevre arasındaki mesafenin azalmasından kaynaklanan kriz dönemine tanıklık yapmıştır.

Toplum iki ayrı yaşam biçimi kutbu hâlinde karşı karşıya gelmiş, çevre merkezi yönetmeye talip olunca ve bu temsil gücüne erişince, malum infilak yaşanmıştır.

Sorunun bir de siyasi öyküsü var.

Bu siyasi öykü kısaca değişim sürecine karşı devletin ya da askerî otoritenin otoriter refleksi olarak tanımlanabilir.

Bu çerçevede 28 Şubat; askerî otoritenin 1994 sonu itibariyle ortaya çıkan, 1995 genel seçimlerinde iyice pekişen yeni seçmen ittifaklarına ve seçmen iradesine duyduğu tepkiyle yükseltilmiş, laik kamuoyunun İslâmî bir partinin arka arkaya kazandığı başarılardan duyduğu endişeyle beslenmiş bir müdahale sureci olarak tanımlanmalıdır.

Siyasi öykünün ilk ayağı oldukça görünür ayaktır:

Askerî otoriteyle hükümet arasında artan gerginlik, hükümete yönelik kampanyalar, İslâmî kesimin teşhir edilmesi, tehdit ve tehlike fikrinin oluşturulması, kutuplaşmanın yükseltilmesi, siyasi iktidara yönelik dolaylı ve doğrudan uyarılar, koalisyonu bozma çabaları iki yıla yakın bir süreyi almıştır.

Ardından ikinci ayak gelir.

Bu ayakta hükümeti istifaya itecek nihai adım atılmış ve Millî Güvenlik Kurulu devreye sokulmuştur.

İşte bu koşullarda 28 Şubat 1997 günü Millî Güvenlik Kurulu 9 saat süren, ülkenin soluğunu keserek izlediği bir toplantı yapacaktır.

Ve toplantıdan hükümetin gerek varlığı gerek eylemlerine yönelik, gerekse İslami görünürlülüğün kazınmasını hedefleyen bir muhtıra çıkmıştır.

Şubat ayı başında Sincan’da tankların şehir içinde boy göstermesiyle başlayan, şubat sonundaki muhtırayla devam eden gelişmeler, bahar aylarında krizin iyice yükselmesine yol açmış ve en nihayet haziranda Refah-Yol hükümeti düşmüştü.

Ama gerginlikle açık ve fiilî askerî vesayet düzeni süregitti.

Zira 28 Şubat’la birlikte, özellikle İslami görünürlülüğün artmasına tedbir olarak ve bu görünürlülük bahane kılınarak Türkiye’nin askerîleşme öyküsünde yeni bir sayfa açılmıştı.

Bu sayfa, devlet işleyişinin ve kamu alanının topyekûn askerîleştirilmesinden, Türkiye’ye egemen olan millî güvenlik rejiminin bu çerçevede derinleştirilmesinden oluşur.

28 Şubat işte buydu…

Aradan 15 yıl geçti…

Bugün neredeyiz?

Özellikle sosyolojik sorun açısından oldukça önemli bir yol alındı.

Bugün kutuplaşma ve kriz önemli ölçüde geride bırakılmış, tersine bir entegrasyon sayfası açılmıştır. Bunu besleyen, paradoksal gibi gözükse de çatışma dönemi olmuştur. Çatışmalar sırasında yaşanan toplumsal, kültürel ve siyasi karşılaşmalar, etkileşimler içeren deneyimlere yol açmış ve her deneyim alanı bir değişim pisti hâline gelmiştir.

Düne oranla laik kesim ve İslâmî kesimin önemli bir çoğunluğu demokrasiye, özgürlüğe, haklara bakış açısından birbirine yaklaşmıştır.

Bu süre içinde, özellikle 2002-2007 yılları arası Avrupa Birliği ve Kopenhag Kriterleri çerçevesinde Türkiye sivilleşmeye yönelik önemli adımlar attı. Ülkenin gizli hükümeti olarak işlev gören, 28 Şubat’ı taşıyan MGK’nın yasası değiştirildi. MGK gizli yönetmeliği içindeki tüm sakıncalı maddeler iptal edildi ve yönetmelik şeffaflaştırıldı. DGM yasasında yapılan bir değişiklikle askerî hâkimler devre dışı bırakıldı. Özerk kurullardaki asker üyelikler iptal edildi. 2010’da 28 Şubat’ın en önemli meyvelerinden EMASYA protokolü kaldırıldı.

15 yılda 28 Şubat’ın son perdesi kapanmıştır...

  • Abone ol