Hem ülkesinde hem ülke dışında son dönemlerin en itici liderlerinden birisi kabul edilen Sarkozy Fransa seçimlerini kaybetti.

Üstelik başarısızlık da rekor egale edip, rekor kırarak...

Sarkozy başkanlık seçimlerinin ilk turunda rakibinden az oy alan ilk cumhurbaşkanı olmakla kalmadı, aynı zamanda 1981'den, Gisgard d'Estaing'den bu yana ikinci kez tekrar seçilemeyen ilk cumhurbaşkanı da oldu.

Sarkozy'in "itici kokusu" daha iktidara gelirken yayılmaya başlamıştı.

2007 seçimlerini "Fransa'nın en büyük sorunu güvenliktir" diyerek kazanmıştı.

Ardından 5 yıl boyunca göçmenlere, Müslümanlara, Çingenelere karşı keskin, dışlayıcı, ayrımcı politikalar uyguladı.

Göçmenlerin örselenmesi, kaçakların kitlesel iadesi, sınırların yeniden kapatılması gibi girişimlerin önderi oldu.

Türkiye'nin AB üyeliğine "aktif kültürel ayrımcılık"la karşı çıkmayı tutucu politikasının önemli parçalarından birisi kıldı.

Fransızlar Sarkozy'i başka nedenlerle de sevmediler:

Devleti bir şirket gibi yönetmesi, lüks düşkünlüğü, zengin dostları, sokaktaki insanı azarlayan kabalığı ve küstahlığı, yarı başkanlık sisteminin hilafına yasama ve yürütmeyi kendisine endekslemesi ve Elize Sarayı'nda fiili bir yönetim oluşturması, Kaddafi'den ve çeşitli iş adamlarından aldığı kural dışı seçim kampanyası yardımları, IMF Başkanı Dominique Strauss Khan'ın ABD'de yaşadığı skandalı tertip etmesinden şüphelenilecek kadar kumpascı bir imaj vermesi...

Keyfilik ve başarısızlık biraraya gelince Sarkozy gitti...

Ve yerine Hollande geldi...

İlk bakışta iki önemli sonuçtan söz edilebilir.

İlki Sarkozy tarzı bir yönetime "Kara Avrupa"nın kolay katlanmadığıdır. Sarkozy seçimlerin ikinci turunda diğer sağ partilerin destek görmeyen tek cumhurbaşkanı olması ve Fransız sağının dağılması bu durumun bir sonucu gibi görünmektedir.

İkincisi Mitterand'dan bu yana, 18 yıl sonra sosyalistlerin Fransa'da iktidar olmasıdır.

Hollande seçimleri, yeniyi kurmaktan çok, eskiyi ortadan kaldırma vaadleriyle, "normalleşme" mesajlarıyla kazandı.

Nitekim sonuçların belli olmasından sonra Bastille meydanında seçmenleri selamlarken Fransa'yı birlik kadar farklılıkların Fransa'sı olarak tanımlaması ve adaletin, gençliğin cumhurbaşkanı olacağını söylemesi dikkat çekiciydi.

Türkiye açısından bakıldığında ise şimdilik şunlar söylenebilir:

Türkiye-AB ilişkilerinin yavaşlamasına yol açan, kendi milliyetçi politikasının merkezine öteki olarak Türk (ve Müsmüman) kimliğini yerleştiren Sarkozy devrinin kapanması görece önemlidir.

Eski Fransız cumhurbaşkanı AB'nin son 5 yılda aldığı kısır yolun, içe kapanmacı eğilimlerin itici unsurlarından birisiydi.

Hollande'la birlikte Fransa'dan bu konuda demokrasi vurgusu daha kuvvetli, kimlikler takıntısından daha uzak bir politika ve açılım beklemek yanlış olmaz.

Öte yandan Sarkozy'nin özellikle Türkiye'de yarattığı "Türk sevmez" imajı, bunun önce Türkiye-Fransa, ardından Türkiye-AB ilişkilerinine yansıması, en azından algı düzeyinde ve Türk kamuoyu açısından böyle bir sonucunun bulunması belirleyici bir noktaydı.

Hollande'la birlikte Fransa'nın Türkiye'ye yönelik ana politikalarında büyük bir değişiklik beklememekle birlikte, bir yumuşama olması, Fransa'nın meşruiyetçi bir yol tutturması da muhtemeldir.

Bununla birlikte unutmamak gerekir ki, 2015 yılı, 1915 olaylarının 100. yılına tanıklık edecek.

100. yıl için Türkiye şimdiden lobi faaliyetine hız vermiş bulunuyor, ancak görünen o ki, dünyanın pek çok ülkesinde pek çok açıklama ve politik duruş, bizim tutumumuz değişmediği takdirde, Türkiye'nin canınını fazlasıyla sıkacak.

Fransa'nın bu konuda oynayacağı rolün önemli ve belirleyici olacağını şimdiden bilmek gerekir.

  • Abone ol