Aklıma kazınmış, katıldığım bir toplantıda Fransız bir akademisyen, ülkesinin en önemli sorunlarından birisinin “aile ve eğitim” meselesi hâline geldiğini söylemişti.

Aile çözülmesinden söz ediyor, bunu ülkesinin ve Batı’nın bir bölümünün geleceğini tehdit eden unsur olarak vurguluyordu.

Aile çözülmesine, daha çok çocuklar, gençler açısından bakıyordu.

Anlattığına göre, boşanma, yani çözülme, “aile ve okul arasındaki işbirliği”nin sona ermesi anlamını taşıyor ve çocuk ve gençlik sorununu sanıldığından daha ciddi bir hâle getiriyordu.

Ülkesinde boşanma oranının hızla artmasından, boşanmış aile çocuklarının üniversite, hatta lise yıllarından itibaren tek başlarına yaşamaya başlamalarından, sonuç olarak aile-okul ilişkisinde ailenin devreden çıkmasından dem vuruyordu.

Çocuk ile çocuk üzerinden aile meselesi tüm toplumlar, insan toplulukları için hayatidir.

Toplumsal ve kültürel değerler ile insani ve evrensel değerlerin yeniden üretilmesinden tutun, bu değerlerin dengeli bir biçimde değişmesinde, toplumun ekonomik ve toplumsal geleceğinin planlanmasında çocuk “merkez”de yer alır.

Zira hem fiilî hem sembolik açıdan, hem bugünü hem yarını ifade eder...

Türkiye, Batı’ya oranla daha “dayanışmacı” olduğunu varsayan, çocuk ve aile gibi konularda daha dikkatli ve kollamacı davrandığını, en azından Fransa’daki çözülmeden uzak bulunduğunu düşünen bir ülke...

Çocuklar açısından bakıldığında, yine sandığımızın aksine Türkiye’nin durumu da pek iç açıcı değil. AK Parti, eğitim politikaları, aile politikaları ve sosyal yardımlarla bu sorunun devasalaşmasını engelledi ama tam olarak çözmedi.

Sorun aslında çocuk kategorisinin bir türünde...

Sokak çocuğu meselesinde...

Sokak çocuğu deyip hemen geçmeyelim...

Sokak çocuğu tabiri sadece yersiz yurtsuz çocukları değil, eğitim sisteminin dışında kalmış çocukları da içeriyor.

Bu çocuklar yaygın kanaat ve basın tarafından sıkça bir “asayiş nesnesi” olarak tanımlansa da, aslında derin bir “toplumsal soruna ve zafiyet”e işaret ediyorlar.

Ulaştıkları sayılar bile durumun tek başına delili sayılabilir.

2004’te resmî açıklamalara göre Türkiye’de sokak çocuğu sayısı 40 bin kişiydi, 635 bin çocuk ise sokağa düşme tehlikesi altındaydı.

Geçenlerde bir haber, sadece sokakta yaşayan çocuk sayısını 8 bin olarak veriyordu.

Bunlara gündüz sokakta yaşayan, gece evine giden çocukları da dâhil ettiğinizde, bu rakam 25 bine çıkıyor.

Türkiye’de her 4 çocuktan biri çalışıyor. Bunların yaşları da 7-13 ile 14-18 arasında değişiyor. Türkiye’nin 0-18 yaş grubunda 24 milyon 780 bin çocuğu var. Bunların yüzde 30’u yoksul. Yani her 4 çocuktan 1’i de yoksul...

Diyarbakır’da sokak çocuğu sayısı hâlâ 15 bin...

Hem okula devam edip hem çalışan çocukların sayısı sadece yaklaşık 9 bin kişi.

Sayılabilir sokak çocuklarının yarısının bu kentten geliyor olması, bir ölçüde İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropollerde sokak çocuklarının sayısının bilinmesinden kaynaklanıyor.

Ayrıca Güneydoğu’da yaşanan çatışmaların, yoğun göçün bu kenti ön plana çıkardığında da şüphe yok.

Veriler hep aynı gerçeğe işaret ediyor:

Çocukların sokağa itilmesinin temel nedenleri; göç, yoksulluk, eğitim eksikliği, parçalanmış aile ve sosyal güvenlik şemsiyesinden yararlanamama.

Çalışan çocuk meselesi, aileyi besleyen çocuk, çocuk emeği bir başka devasa sorunun göstergesi.

“Aile içinde yetişkinler ile çocukların yer ve rol değiştirmesi” çift taraflı bir soruna işaret ediyor. Yetişkindeki çocuk tanımının değişmesi ve işlevselleşmesi, buna karşılık çocukların sosyalleşme süreçlerinin katı, sert, acımasız olması son derece ciddi, hatta ölümcül sorunlar.

Sorun bu açıdan hem bugüne hem geleceğe yönelik, hem bireyin hem toplumun yarınını tehdit eden bir görünüm kazanmış durumda...

Bu durumun insani ve kültürel değer sisteminde oluşturduğu erozyon ise kimilerinin ileri sürdüğü ahlaki erozyonun ötesine geçmiş durumda ve bunun temelinde yatmakta...

Terörü, tankları, topları, insansız uçakları, istihbaratı tartışacağımıza, biraz bunları tartışabilsek...

Yarını ve çocuğu düşünebilsek...

Kaynak:Aksiyon Dregisi

  • Abone ol