Demirel darbeleri inceleyen meclis komisyonu karşısına çıkmış, görüşüne başvurulmuş.

Demirel katmanlı bir siyasetçiydi. Sivil düzeni kendi iktidarı olarak tanımlayan, askeri vesayet yapısına özünde itiraz etmeyen bir anlayıştaydı.

Darbeler karşısındaki konumu da bu nedenle farklı uçları temsil etmiştir.

12 Mart ve 12 Eylül'ün mağdurlarından Demirel'in, 28 Şubat'ın aktif kurucularından, oyuncularından olması buna örnektir.

Basına yansıyanlar dışında, darbe komisyonu önünde neler demiş olabilir, sorusunu kendime sorarken, Eski cumhurbaşkanının cumhurbaşkanı olduğu günlere gittim.

Yeni Yüzyıl gazetesinde 26 Ağustos 1998 tarihli yazım var, "Demirel'in tercihi" başlığını taşıyor, arşivden çıkardım, birlikte okuyalım:

"Demirel'e sormuşlar.

Bu seçimlerde siyasi istikrar olacak mı?

Cevap şu:

Daha dokuz ay zaman var, ama anketler umut verici görünmüyor.

Sormuşlar:

Önümüzdeki seçimlerden sonra Türkiye'ye Refahyol yerine Fazılyol gibi bir şey gelirse, Türkiye 28 Şubat sürecine yeniden girer mi?

Yanıt vermiş: "İkisi arasında fark var mı? Yani Refahyol ile Fazılyol farklı şeyler mi?

İlave etmiş:

Bir bilen olarak söylüyorum. Bu seçim, mesaj isteyen bir seçimdir. Seçmenin yönlendirilmesi lazım.

Verso'nun Türkiye genelindeki son araştırması, FP'yi yüzde 24 ile birinci parti gösteriyor. DYP ve ANAP yüzde 16 civarında. DSP yüzde 12, CHP ise barajın altında.

Ve Demirel demek istiyor ki:

Bu böyle olmaz, sonuçlar böyle çıkmamalı, seçmen iyi yönlendirilmeli, yoksa devlet yine reaksiyon verir.

Peki nasıl?

Bunu (...) şu sözlerle açıklıyor:

"Yeni Genelkurmay Başkanımız Sayın Orgeneral Kıvrıkoğlu birtakım beyanatlar veriyor. 'Şeriata karşı uyanık olun' diyor. Bazı yazılarda giden Genelkurmay Başkanı çok katıydı, gelen o kadar katı olmayacaktır deniliyor. Bunların hepsi aslında tuzak iddialardır. Genelkurmay çok sistemli. Bir şey söyleyeceği zaman sekiz kademeden geçiriyor, adım atarken de öyle..."

"Yeni gelen Genelkurmay Başkanı'nın daha önce MGK'da kabul edilmiş kararları takip edeceği varsayılmalıdır."

(...) Demirel'in tespitlerine göre, askerin ağırlığı devam ediyor ve edecek. Geriye iki yol kalıyor o zaman:

Ya askerin bu konumu değiştirilecek, normalleşme yolunda riskli de olsa adımlar atılacak ya da askerin dediği yapılacak.

Demokrasi, sandık, seçim kurumlarının zedelenmesi pahasına, Demirel'in önerdiği, hatta ağırlığını koyduğu yol ikinci yoldur.

Akıl alır gibi değil!

Madem iş böyle o zaman daha açık olalım:

O zaman seçim de yapmayalım. Demokrasiye de gerek yok.

Demokrasi, hukuk, halk iradesi sözlerini ağzından düşürmeyen biri, özellikle Cumhurbaşkanı'ysa nasıl böyle konuşabilir?

Cumhurbaşkanı 28 Şubat günlerinde de ordunun kaygılarını yansıtırken benzer bir tavır koymuştu.

Sonuç ne oldu? Asker, vesayet hali tüm sistemi kuşattı. ...

Demirel'in önerdiği yolun ise mantığı ne olursa olsun, sandığı hafifsediği, siyasetin önünü tıkadığı ve askerin ağırlığını meşrulaştırdığı için demokrasiyle hiç ilgisi yoktur.

"Ortada durma" iddiasıyla aslında "ortalığı germesi"nin; hükümetler, parlamento, hatta sandık karşısında siyaset dışı bir bakışın sözcülüğünü yapmayı tercih etmesinin nedeni, yapısından, siyasi bakışından mı kaynaklanıyor yoksa seçim kararıyla devre dışı kalmasına karşı yeni bir kapı aralamaya çalışmasından mı?

Bunu zaman gösterecek..."

Yazı bu...

Bugün söylenmesi gereken ise şu:

Sanırız zaman göstereceğini gösterdi...

Demirel adı tarih kitabının demokratlar bölümünde yer almayacak.

  • Abone ol