PKK'nın Çukurca ve Şemdinli civarında yaptığı saldırılar, istisnasız hemen her gün gazeteleri şehit haberleriyle dolduruyor.

Her ölüm Kürt meselesi zeminini çetrefil hale getiriyor, biraz daha kirletiyor, siyasete kapıları biraz daha kapatıyor.

Buna karşın telaffuz edilse de edilmese de, şu duygu ve tespit artık tüm toplumda ortak:

Ne PKK bu yolla istediğine ulaşabilecek, girdiği savaşı kazanabilecektir, ne de güvenlik güçleri silahla PKK'yı ve terörü ortadan kaldırabilecektir.

Böyle gittikçe biteyive devam edecek, kazananı olmayan bir savaş. PKK için bir varoluş aracı ve milliyetçilik bayrağı, devlet için en iyi tanımıyla kontrol altında tutulabilir bir isyan ya da çatışma?

Kürt sorunu bu zemine sıkışmasının 'can' meselesi dışında başka ciddi sonuçları da var. Savaş, silah, çatışma iklimi her şeyden önce Kürtlerin yaşam alanı ve koşullarının normalleşmesini engelliyor. Kürt siyasi alanının çoğulculaşmasının önüne açık bir set çekiyor. Kürt sorunun PKK'ya doğru biraz daha itiyor.

Öte yandan bu zemin Türkiye'de demokrasiden taviz verilmesine, ülkeyi zaman zaman siyaset karşıtı bir dalganın kaplamasına, tepkisel milliyetçiliğin yükselmesine yol açıyor.

Bu ortamdan tek çıkış yolu var. O da siyasettir, koşullar ne denli ellverişsiz olursa olsun siyasete geri dönüş yapabilmektir.

Bu konuda her açılan siyasi kapı, çatışmaların ürettiği gerginlik ve öfke dozuna rağmen toplumda menuniyetle karşılanmıştır.

Başbakanın 2005 tarihli çıkışı, demokratik açılım, Oslo görüşmeleri, son genel seçimlerde BDP'nın varlığıyla açıldığı düşünülen siyasi alan?

Bunların bir kısmı tek taraflı demokratik adımlarla gelen yumuşamayı, bir kısmı ise 'müzakere' fikrini, 'görüşerek' ateşi durdurma ve sorunu çözmenin ön koşullarını oluşturma hamlelerini ifade ederler.

Bugün de yapılması gereken, Türkiye'nin kırmızı çizgilerine, Kürt siyasi hareketinin taleplerine bakmadan, daha doğrusu bunları kağıt üzerinde tokuşturmadan ilk yapılması gereken tekrar temastır, görüşmedir.

Ve bu konuda ilk adres meşru ve yasal siyasi aktörlerdir. Mecliste yer alan BDP milletvekilleridir.

BDP'nın son dönemde veriği inanılmaz kötü sınav, askercil çıkışlar, PKK'lılarla kucaklaşma sahneleri bu gerekliliği ortadan kaldırmamalı ve değiştirilmemelidir.

Bunun içindir ki, dokunulmazlıkların kaldırılması, sınırlandırılması, BDP ilişkin yasaklayıcı hamleler akla bile getirmemelidir.

Siyaset yolunun her anlamda demokrasiye, demokrasinin hir koşulla da çözüme açılan kapı olduğu açıktır.

Nitekim siyasi akıl buraya doğru ilerliyor.

Yeni Şafak Gazatesi dün bu akılla ilgili önemli bir habere imza attı.

Çankaya Görüşmeleri adını verdiği Çankaya merkezli bir insiyatifi gündeme getirdi. Bunun yaparken siyaseti öne alan bir kamuoyu politikasına da imza attı.

Haberde özetle şöyle deniyordu:

'Devletin zirvesi, Kürt sorununun çözümü için yeni bir süreç başlattı. Cumhurbaşkanı Gül, Çankaya Köşkü'nde BDP'li vekilleri kabul ederek, 'Önümüzdeki süreç çok önemli, iyi değerlendirin, inisiyatif alın' mesajı verdi. Başbakan Erdoğan'ın görevlendirdiği AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal da başka bir heyetle Meclis'te bir araya geldi. BDP'liler kritik görüşmelerde 'Silahların susması için aracı oluruz' teklifi yaptı?'

Devletin sadece zirvesinin değil, başka kanatların da tekrar görüşme ve yumuşama arayışı içinde olduklarına dair pek çok enformasyon var.

Cumhubaşkanın attığı bu adımın, buna BDP'lilerin verdiği olumlu tepkinin yeniden bir yumuşama dönemini açacağını ve ardından 'siyaset'in, özellikle meclis üzerinden tekrar devreye gireceğini sanıyor ve umuyoruz.

Tek çıkış yolu budur?

Kan böyle durur, ülke bütünlüğü böyle korunur?

Kaynak:http://yenisafak.com.tr/yazarlar/AliBayramoglu/kurtlerle-muzakere-sayfasi-aciliyor-mu/34549

  • Abone ol