Fuat Dündar "Modern Türkiye'nin Şifresi" başlığıyla İletişim Yayınları'ndan yayınlanan doktora tezi şu sözlerle başlar:

"Osmanlı İmparatorluğu tarihi iki karakteristik nüfus hareketi ile özetlenebilir: (..) Fethedilen toprakların kolonizasyonu için dışa dönük göç hareketi, (..) özellikle Rusya'nın rakip olarak ortaya çıkmasından yaşanan içe dönük nüfus hareketi.."

Dündar'ın tezi, 19. yüzyılın nüfus hareketleri ile devletin kurucu siyasetine, yani (müslümanları) iskan ve (hrıstiyanları) tehcir politikalarına eğiliyor..

Dündar'ın yaklaşımı geneleksel akademik yaklaşımdan farklıdır, Osmanlı'ya, 19. yüzyıla devlet, güç, modernleşme gibi klasik mercekle bakmaz. Toplumu, toplulukları öne alır, onlara yönelik devlet politikalarını merkeze çeker.

Kürt sorununu tartışıyoruz ve artık kökün derinde, geride olduğunu biliyoruz..

O zaman Dündar'ın yolunu izleyip, o "kurucu dönem"e gidelim..

Sık söyleriz: İttihat Terakki'nin, o dönemi Cumhuriyet'e bağlayan iki "temel proje"si olmuştu.

Bunlardan bir tanesi farklı etnik kökenlerden gelen, göç yoluyla Anadolu'ya akan "Müslümanları Türkleştirme projesi"ydi. İkincisi ise Müslümanlardan bir ulus yaratırken "İslam'ı modernleştirmek, müslümanı denetlemek projesi"...

"Radikal sekülerleşme" ve "etnik-dinsel standartlaşma" projeleri..

Türkiye'de Cumhuriyet'in öyküsü "bir açıdan", günahıyla sevabıyla, başarısıyla başarısızlığıyla, ortaya çıkan zihniyet takıntıları ve bozukluklarıyla bu iki projenin öyküsüdür..

Bu iki unsura bir üçüncüsünü eklemek gerekir öykünün resimini tamamlamak için..

Bu üçüncü unsur projenin ilk ikisini taşıma işlevini üstlenen "otoriter merkeziyetçilik"tir.

Türkiye'deki Cumhuriyet'in öyküsü "diğer açıdan" bu merkeziyetçiliğin, devletin topluma ve kişilere süratli, dayatmacı nüfuzunun öyküsüdür..

Gerek Türkleştirme politikaları açısından, gerekse müslümanı ehlileştirme politikaları açısından Türkiye'de "temel dönüştürücü fonksiyon"un Silahlı Kuvvetler kontrolünde bir devlet tarafından yapıldığı bilinir…

Devlet ve Cumhuriyet söz konusu projelerde, altını çizdiğimiz tanım ve sınırlar içinde gerçekten başarılı olmuştur. Kürtler dışındaki Müslümanlar Türkleşmiş, Müslümanların önemli bir kısmı da istenilen kıvama getirilmiştir.

Kürtler dışındaki vurgusunun atını çizmek gerekir.

Bugün hala sistem, devlet, iktidar o sorunla uğraşıyor.

Otoriter dönüşüm, Türkleştirme, asimilasyon gibi yanlış polikitaların, yanlış arayışların derinleştirdiği sorunla boğuşuyor.

Kaldı ki, bu politikaların başka bedelleri de var ve bunlar hala bir yönüyle etrafımızı kuşatıyorlar:

- Verili simgeleri, verili bir devlet ideolojisini ve bunların değişmezliğini demokrasi ilan eden, devlet hukukuyla koruma altına alan bir merkez yapısı…

- Farklıya tahammülü olmayan, ayrıcalıklarını demokrasi sanan kah asker kah sivil otoriter bir yönetim zihniyeti..

- Farklı talep ve kültürel varoluşlara tahammülü olmayan otoriter bir millet algısı..

Bugün siyasi algı ve siyasi akımlar kültürel ya da ideolojik köken üzerine kurulu tepkilerle siyasallaşmaktan öteye geçemiyor, aynı cemaatçi anlayış kabından su içiyorlarsa, nedenleri biraz da burada aramak gerekir..

Kürt meselesiyle bitirelim. Bu açıdan dünden tek farkı var bu cumhuriyetin:

Asimilasyon ve ehlileştirme politikalarının iflas ettiğini biliyor, ama bir yönüyle ve farklı terimlerle ısrara devam ediyor. Zira kurucu modeli terkedemiyor, farklılıkların siyasi kabulünü tehlike görüyor.

Kaynak: http://yenisafak.com.tr/yazarlar/AliBayramoglu/kurt-meselesinde-otoriter-donusum/35067

  • Abone ol