12 Mart muhtırası, gazetecilerin, kamuoyunun az dikkat ettiği bir askeri müdahaledir. İki gün önce 44. yılı geride kaldı 12 Mart'ın. 44 yıl öncesinin bedeli, bugüne yansıyan ve bugün yaşayan sonuçları sanıldığından daha derindir.

Bu muhtıra sonrası Türkiye'de bir dizi anayasa değişikliği yapılmıştı...

Bu değişikliklerle hak ve özgürlükleri sınırlandırma nedenleri artmış, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü gibi hukuki niteliği olmayan kısıtlama kriterleri geliştirilmişti. Kişilerin ödev ve yükümlülükleri alanı genişletilmiş, katılma ve örgütlenme özgürlüğü (memurların sendika kurmaları, öğretim üyelerinin siyasî parti üyesi olmaları) imkânsız hale getirilmişti.

Siyasi alan daraltılmış, buna karşılık askeri alan genişletilmişti.

12 Mart'ı bu açıdan da hatırlamakta fayda var.

Zira askeri darbeler ve onu takip eden hukuki düzenlemeler bir bakıma Türkiye'nin karanlık tarihini oluşturur.

Nitekim bu dönem aynı sonuçları vermişti.

Yapılan anayasal değişikliklerle önce askerî yargı sivil yargı aleyhine genişlemişti. Sıkıyönetim ilân nedenlerine toplumsal ve siyasal nitelikli yenileri eklenmiş ve sıkıyönetime geçişler kolaylaştırılmıştı. Sivillerin askerî nitelikte olmayan suçlardan dolayı askerî mahkemelerde yargılanmaları mümkün kılınmıştı.

Ancak en önemli değişiklik, asker kişilere yönelik eylem ve işlemlerin denetiminin Danıştay'dan alınarak yeni kurulan ve askerlik hizmetinin gereklerine göre düzenlenmesi öngörülen Askerî Yüksek İdare Mahkemesi'ne verilmesi oldu.

Bu gelişme sivil ve tek idari yargı sistemini bozan iki başlı bir idari yargı sistemini doğururken, askerî hâkimlerin sivil amirlerinin komuta kademesi olduğu dikkate alınırsa, idari yargı da emir-komuta mekanizmasına dahil edilmiştir. Hukuk denetimini azaltan, en önemlisi askerî ve sivil bünyeleri topyekûn birbirinden koparan, askerî bünyeyi askerî topluma çeviren bu uygulama merkezileşme sürecini pekiştiren en önemli unsurlardan birisidir. Kaldı ki, Silâhlı Kuvvetler'in ayrı bir yargı sistemi oluşturması, hukuki sorumluluk mekanizmalarından sembolik olarak uzaklaşmasının ifadesi olacaktır.

Sözünü ettiğimiz 'tarih' değildir, bugündür.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, askeri bir darbenin ağır tahrip edici sonuçlarından birisi olarak bugün hala varlığını sürdürmektedir. Askeri otoritenin siyasi olarak kışlasına itilmiş olması, bu kurumların yarattığı derin çatlağı ve riski ortadan kaldırmıyor.

12 Mart'ın diğer kalıcı etkisi, yine bir anayasal değişiklikle, Silâhlı Kuvvetler'in elinde bulunan devlet mallarının aleni şekilde denetlenmesi, sona erdirilmesi ve bu denetlemenin usullerinin 'millî savunma hizmetlerinin gerektirdiği gizlilik esaslarına uyun olarak kanunla düzenlenmesi'ydi. Başka bir deyişle Sayıştay'ın genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderlerini, mallarını TBMM adına denetleme ve hükme bağlama işlevine istisna getirilmiş, ordunun elindeki mallar ile bundan doğan tasarruflar bir tür denetim dışı tutulmuş ya da ordunun iç denetimine bırakılmıştı.

Tarihten mi söz ediyorum sizce?

AK Parti döneminde yasal düzenlemeler bu denetimi tekrar getirmiş olmakla birlikte, konuyla ilgili yönetmelik hala hazırlanmamış, meclisin çıkardığı bir ek ve budama faaliyetiyle, denetim anlamsız hale getirilmiştir.

Hem ne kadar derin değil mi?

Askeri darbelerin tahribatına, etkilerine hala yaşayan tortularına bir de bu açıdan bakmakta fayda var...

  • Abone ol