Türkiye'de öteki devletin içinde hep iki kademe olmuştur.

İlk kademe askerdir.

Asker, devlet ve siyasette egemenliğini ya- salar, olmadı yönetmelikler ve protokollerle sağlar ya da fiili hareketler gerçekleştirmiştir.

Darbeler yapmış, muhtıralar vermiştir.

Bu ülkede yaşayan reşit her Türk vatandaşı öykünün bu yönünü ana hatlarıyla bilir…

Sadece 2000'li yıllar bile tek başına yeter.

Dün iddianamesi açıklanan Ergenekon davasının yargıladığı Ayışığı, Sarıkız darbe planları, hükümeti yıpratma amaçlı internet siteleri, irtica andıcı ve 'benzerleri garip bir dokunul- mazlığı olan 27 Nisan muhtırası', 2000'li yılların girişimleridir.

Devletin içindeki, daha doğrusu devlete enformel olarak bağlı ikinci kademeye gelince, bu, seyyar vurucu gruplardan oluşan yasa dışı bir yapıdır.

Darbelere zemin hazırlamak, kaosu beslemek, hikmet-i hükümete uygun işler, infazlar yapmak bu yapının işi olmuştur.

Doğal olarak bunlar kurumlardan değil, kişilerden oluşur.

Gerektiğinde devreye girer.

Ergenekon davası Danıştay Cinayeti, Cumhuriyet Gazetesi'nin bombalanması gibi hadiselerle bu yapının da kuyruğunu yakalamıştır.

Bu ikinci kademe de köklüdür.

Osmanlı'da İttihatçılardan, Teşkilat-ı Mahsusa'dan başlayan bir öyküye işaret eder.

Sıradan bir öykü, bir kanun dışılık, bir siyasi hata meselesi değildir bu.

Öylesine öykü devletin derin politikalarının taşıyıcısı dahi olmuştur.

Örneğin Anadolu topraklarının dinî açıdan standardize edilmesinde bu yapıların önemli payı görülür. Bu anlamda, derin teşkilatlar mevcut düzenin kurucuları arasında yer alırlar. Örnek pek çok…

İşlev ve yapının Cumhuriyet'le de devam ettiğini biliriz.

1950'lerde NATO bağlantısı oluşmasıyla Özel Harp Dairesi bağlantısı ortaya çıkmıştır.

Aynı yapı özellikle Soğuk Savaş'ın sert yıllarında, 1970'lerde ülkeye büyük acılar yaşatmıştır.

Ardından ortaya büyük Susurluk skandalı ve arkasındaki yapı çıkmıştır.

Şu açıktır:

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e, 60'lardan 90'lara, Maraş'tan Susurluk'a, temel olarak 'engelleme' işlevi üstlenmiştir. Başka bir ifadeyle sistemin, düzenin, yerleşik ideolojinin istemediği, tehlikeli gördüklerini, siyasi hareket toplumsal kesim ayrımı yapmadan susturmak, devre dışı bırakmak, imha etmek işini yerine getirmiştir.

Dink cinayeti, Malatya'daki misyoner vahşeti, ülkenin çeşitli yerlerindeki rahiplere yapılan ölümlü, yaralamalı saldırılar kâğıt üzerinde mahalle çetelerinin işi olarak tanımlansa da bağlantılar oldukça derinlere inmektedir.

Ergenekon meselesi (soruşturması ve davası) etrafında yaşanan gelişmeler, ortaya çıkan gerçekler, 'derin devlet' olarak tabir ettiğimiz bu yapının izdüşümünden başka bir şey değildir.

Dün bu davayla ilgili cezalar istendi ve karar aşamasına gelindi.

Ayrıntılarını gazetede okuyacaksınız…

Sorular ve tartışmalar olacak…

Zira Ergenekon adli sürecinde pek çok sorun yaşandı, hukuki ve etik sınırlar aşıldı, özel hayatlar tahrip edildi, dosyalar gereksiz yere birleştirildi, kimi isimler bu birleştirme talepleriyle yıllarlaca kavga verdikleri Ergenekon yapısının içine doğru itildiler, 'etik kabahatlı, kanun önünde suçlu' farklı ayrımı yeteri kadar yapılmadı, Genelkurmay Başkanı ile mafya liderlerinin birlikte yargılanır hali geldi, savunmaya ilişkin hak ihlalleri yaşandı…

Bunlar, mutlaka düzeltilmelidir.

Ancak gözden kaçırılmaması gereken esas, altını çizdiğimiz izdüşümdür.

  • Abone ol