İsrail'in Mavi Marmara baskınından ötürü Türkiye'den özür dilemesi, tazminat ödemiyi kabul etmesi ve Gazze konusundaki beklentilere yanıt vermesi geçen haftanın en önemli hadisesiydi.

Dış siyaset alanında, uluslararası sahada hakkaniyet ve adalet, güç ve denge gerçeklerin karşısında sıkça anlam taşımazlar.

İsrail'in özürünü öncelikle bu açıdan değerlendirmek gerekir, Türkiye'nin ısrarı, dik duruşuna İsrail'in bölgedeki yalnızlığı eklenince bu sonuç geldi, adalet duygusu bir ölçüde tatmin oldu, hakkaniyet öne çıktı.

Özürün öne çıkardığı diğer husus, Türkiye'nin dış politikasıdır.

Türkiye bu özürle uluslararası arena simgeleri açısından ve ülkenin Ortadoğu'daki konumu, verdiği dış imajı bakımından müthiş bir başarı kazanmıştır.

Önemli ayrı bir husus da şudur:

AK Parti'nin ve lideri Tayyip Erdoğan'ın siyasi varlığını besleyen, meşruiyetini arttıran önemli unsurlardan birisi ülkeye aşıladığı özgüven ise, özgüvenin önemli taşıyıcılarından biri de dış politika ise, İsrail'in özür dilemesinin, bu özürün iç siyasete ve toplumsal ruh haline yönelik getirisi derin ve farklı olacaktır.

Zaman zaman pek çok gözlemci ve yorumcuyu 'geren', 'soru sorduran', 'yeni', hatta 'riskli' bir dış politika hattı izliyor Türkiye.

Ne var ki, sonuç alıyor ve kimliğini de 'iç ve dış politik duruş bütünlüğü' üzerine oturtuyor.

Dış politik duruşu ve arayışı görmeden AK Parti'yi anlamlandırmak zordur.

Neden yeni Türkiye ve AK Parti için kurucu bir rol oynuyor dış politika?

Yanıt için 'üç unsur'un altını çizmek gerek.

Daha önce de yazdık, ilki şudur:

Türkiye'de ilk kez dış politika tercihleri ve yapımında siyasi aktör, devlet aktörünün; siyasetçi, sivil ve askerî bürokratların önüne geçmiştir. Annan Planı döneminde kimi zorluklarla, hatta darbe girişimleriyle başlayan bu süreç, bugün Ahmet Davutoğlu'nun çerçevesini belirlediği aktif politikayla doruk noktaya ulaşmıştır. Sivilleşme sürecinin en önemli aşamalarından, hatta taşıyıcılarından biri bu gelişmedir.

İkinci unsur önemli ölçüde sivilleşme ve devlet-siyaset hiyerarşisinin değişmesine bağlı olarak karşımıza çıkmıştır ve şöyle tarif edilmelidir: Türk siyasetinin statik duruştan, dinamik ve değişkenliği önemseyen bir tutuma geçmesi…

Yeni tutumun temelini siyasi esneklik oluşturmaktadır.

Türkiye, geçtiğimiz 10 yılda siyasi kararlarda 'esneklik' meselesini keşfetmiş ve geliştirmiştir. Pragmatizm ötesi bir duruma işaret eder esneklik. Hızlı karar almayı, yeni koşullara uyum sağlayacak politik hamle ve tavır değişiklikleri yapmayı, en önemlisi millî çıkar tanımındaki sabitlerin yerini dinamik bir millî çıkar tanımının almasını ifade eder.

Türkiye'nin Kıbrıs politikası, Irak, İsrail, suriye politikaları, bu açıdan son derece önemli bir göstergedir.

Türkiye çıkarlarını yeniden tanımlayabilmiş ya da kaçınılmaz yeni hâllere uyum sağlayarak hamle üstünlüğü sağlayabilmiştir.

Esneklik ve hamle üstünlüğü, Türkiye'yi iddialı politika uygulayan, önemli ve etkili devletler arasına girmeye aday bir ülke hâline getirmiştir.

Nitekim 'esneklik' üzerinden Türkiye, kendi imkânlarıyla hedefleri arasında bir denge kurma ve bu dengeden dış politika araçları üretmeye de yönelmiştir.

Üçüncü unsur, son dönem Türk dış politikasının Cumhuriyet siyasi geleneğinin temel tabularından birini devre dışı bırakmış olmasıdır.

Bu tabu, Ortadoğu ve Arap dünyasıyla arasına sıkı çizgiler çeken, sınırlar koyan bir Batılılaşma bakışı ya da nevi şahsına münhasır Batılı politika tutumudur. Tüm Ortadoğu aktörleriyle eşit ve steril bir mesafede durmak üzerine kuruludur.

Belli ki yol artık iyice açık…

Ve tekrarlayalım:

Bu dış politika yeni oluşan toplumsal ruh halinin de kurucu unsurlarından birisi…

  • Abone ol