Dün önemli bir yazı okudum.

Şöyle başlıyordu:

'Büyük siyasi sorunlar, yeni bir paradigma ve yeni bir zihin dünyası oluşturmadan çözülemezler. Amiyane tabirle kafa yapısı değişmeden Kürt meselesi gibi kronik meseleler aşılamaz. İnkarcı, reddiyeci, asimilasyoncu, ötekileştirici siyasi anlayışın değişmesi elbette işin ruhunu oluşturur.

Ama bu ruhun nasıl bir bedende hayat bulacağı önemlidir.

Demokratik çözümü besleyen demokratik siyasi tasavvur ve zihin aynı zamanda ona uygun bir hukuki çerçeve ile var olabilir. Bu bağlamda toplumsal barışı ve bir arada yaşama kültürünü daha da pekiştirecek düzenlemelerin yapılması kaçınılmazdır. Aslına bakılırsa 'yeni anayasa' meselesi her konuda önümüzde duran bir konudur...'

Bu satırlar, güncel siyasetin sıcaklığı ayrı ayrı ele alınan, ama özünde bir bütünün ayrılmaz parçaları olan unsurların kurucu niteliğine işaret ediyor:

Kürt meselesinin aşılması, ötekileştirici siyasi anlayışın değişmesi, demokratik araçlar üzerinden üretilecek toplumsal barış ve bir arada yaşama modeli ve tüm bunları kucaklayan bir kod sistemi olarak anayasa...

Önemi de buradan kaynaklanıyor...

Bu satırların önemini arttıran bir diğer husus, bu satırları kaleme alan kişiyle ilgili.

Bu kişi Yalçın Akdoğan, yazı Star Gazetesi için kaleme aldığı köşe yazısı...

Yalçın Akdoğan önemli bir milletvekili, başbakanın en yakın danışmanı.

Akdoğan'ın konumu onu her geçen gün daha çok öne çıkarıyor...

Koşulları hükümetin sert ve ılımlı iki yüzü açısından da önde tutuyor...

Sert yüz malum... Kürt meselesinde bu çerçevede yazdığı üslubu keskin kimi yazılar, başbakanın temaslarında ön cephede duran isim olması, zaman zaman Akdoğan'ın eksik ve yanlış değerlendirilmesine kadar varıyor.

'Eksik ve yanlış', zira Akdoğan, 'şahin eğilim' karşısında meşruiyeti temsil eden icracı grubun bir parçası olarak, son dönemde demokratik pek çok hamleyi planlayan 'iç kabine'de yer alıyor.

Özellikle Kürt meselesinin ilk andan itibaren demokratik istikamette ele alınmasında Fidan, Ergin, Atalay kadar etkili olmuş bir isim sonuç olarak Akdoğan.

Bu durumda görmek gerekir ki, yukarıdaki satırlar temsil ettiği 'yer' itibariyle de önemlidir...

Bu 'yer'in duruşuyla ilgili anlam taşımaktadır...

Devam edelim Akdoğan'ın makalesini okumaya:

'Çözüm iradesi olmadan böyle bir süreç başlayamaz.

Ama irade kadar önemli olan 'nasıl bir sonuç' arzuladığınız, bu sonuca hangi yol, yöntem ve usullerle ulaşmaya çalıştığınızdır.

Çözüm sürecinde hükümet büyük bir toplumsal destekle yoluna devam ediyor. Farklı kesimlerin düşünce, uyarı, hassasiyet ve tavsiyeleri elbette sürecin bir paçası... Hükümet bunlardan yalıtılmış şekilde kendi doğrusunu dayatmıyor. Tabii öncelikle sorunun tarafı olan kesimlerle bir görüşme ve anlaşma temelinde yol yürüyor. Bu arada çözüme destek veren tüm kesimlerin tavsiyelerini de rehber ediniyor, destek vermeyenlerin eleştirilerini de dikkate alıyor.

Bugünlerde ise çözüm isteyen arkadaşlar yine iyi niyetle 'en geniş katılım, en geniş uzlaşma ile süreç yürütülmeli' tavsiyesinde bulunuyorlar.

Bu da teorik olarak haklı bir istek...

Demokrasinin hem güzelliği, hem zorluğu tam da burada...

Demokratik zihniyeti ve tasavvuru özümsemeyen veya sorunu besleyen yaklaşımları destekleyen toplumsal grupları çok fazla nazara aldığınızda siyasi risk üstlenemiyor ve cesur adımlar atamıyorsunuz. Ama tam aksine en geniş katılım ve uzlaşmayla yol yürümediğiniz zaman da yürüttüğünüz süreç demokratik ruha ters gibi bir algı üretiyor...'

Bu tür sözleri ve analizleri hükümet kanadından duymak önemli...

Zira yol uzun...

Bu yolda demokrasiden başka rehber yok...

Ve demokratların bulunduğu havuz hep aynı havuz...

  • Abone ol