CHP'de yeni kriz var.

Aslında öykü bildik.

Ana muhalefet partisi, toplumsal ve siyasi akışa uyum sağlamayamadığı, ayak uyduramadığı için kendisini bir kez daha bunalım içinde buldu.

Şu an itibariyle Türkiye'nin en önemli meselesi olan siyasetten topluma hemen her dokuyu kuşatan barış süreci, ilginçtir ve yazıktır, CHP içindeki 'krizin nesne'si oldu.

CHP'de yaşanan bunalımın göstergeleri ortada.

Bir kere partinin tabanı ile tavanı arasındaki kopuş inanılmaz ölçüde derin.

Parti yönetimi, partinin ulusalcı ana dokusu barış sürecine kuşkuyla yaklaşır, bu sürece kapılarını kapatırken, partinin tabanı tersine bir tutum içinde. Araştırmalar, üstelik CHP'nin yaptırdığı araştırmalar gösteriyor ki, partinin tabanı yüzde 65'e varan bir oranla barış sürecini destekliyor.

Demokratik tutumuyla partinin yüz aklarından birisi olan genel başkan yardımcısı Gülseren Onanç'ın görevden alınması, CHP'yi siyaset içinde tutan, siyasi gündeme bağlayan nadir isimlerden birisi olan Sezgin Tanrıkulu'nun değişimci tutumundan, barış sürecine verdiği destekten ötürü hakarete uğraması, bir tafsiye dalgasının kabardığını, ulusalcı anlaşıyın ana muhalefet partisini iyice ele geçirdiğini gösteriyor.

'Ulusalcı hegemonya' ve CHP liderliğinin görülmemiş 'düşük siyasi özgül ağırlığı'nın bir araya gelmesiyle ortaya çıkan sembolik tasfiye görüntüsünün CHP açısından pek çok anlamı var.

İlk anlam ideolojik olarak katılaşma, marjinalleşme ve radikalleşme eğilimidir.

İkincisi siyasi olarak mutlak bir şekilde partiyi siyasetin ve sistemin sınırları dışına çekme girişimidir.

CHP, TBMM'de kurulan Kürt sorununa ilişkin komisyona katılmadı örneğin.

Anayasa konusunda kurucu alan içine girme, orada hazırlanacak anayasal metni dengeleme, denetleme, o metne katkıda bulunma gibi de bir niyeti yok.

Olup biteni dışarıdan seyretmek, siyasi karar ve mutabakat alanını bugün itibariyle tümüyle siyasi iktidara ve BDP'ye bırakmak, sorunsuz ve sorumsuzca dışarıdan sürekli itiraz üzerine kurulu bir tavır almak…

Bu tutumun CHP'yi yoracağına, örseleyeceğine hiç şüphe yok.

Ancak daha önemlisi asıl örsün merkezinde Türk siyasal sisteminin olmasıdır.

Açık:

CHP'nin izlediği statükocu, tutucu, siyaset karşıtı bu tavır ana muhalefet partisinin oyundan düşmesine yol açıyor.

Açık:

Ana muhalefet partisinin siyasi oyundan düşmesi, demokratik siyasi rekabeti baltalıyor. Dahası siyasi alanı tekleştiriyor.

Açık:

Ülkenin hakim tek parti modeline doğru ilerlemesine zemin hazırlıyor.

Önümüzdeki sıcak gündem açısından bu sorun yakıcı bir nitelik taşıyor.

Malum, Kürt sorununda çözümün ikinci aşaması toplumsal ve siyasal mutabakat aşamasıdır. Bu aşamanın anayasa üzerinden hayata geçeceği de aşikadır. Ancak yeni anayasanın bu sorun kadar farklı sorunları da kuşattığı ortadadır.

Bu durumda görmek gerekir ki, AK Parti-BDP arasına sıkışmış bir siyasi alan, mutabakat çabası dengeli ve denetim mekanizmaları tam oturmuş bir anayasa için yeterli olmayabilir.

CHP'nin kendisini siyasi oyun dışına sürüklemesinin vahameti daha şimdiden bu noktada karşımıza çıkmaktadır.

Umarız bu CHP değişir, bu durum kaderimiz değildir.

  • Abone ol