Erol Katırcıoğlu, malum, uzun süre Taraf Gazetesi'nde yazdı. Taraf sonrası yazıları

haftalık dergilerde ve internet sitelerinde çıkıyor.

T24'e gönderdiği dün çıkan yazısı gerçekten dikkat çekici, tespit edici ve uyarıcıydı…

Bugün köşeyi o yazıya, o yazının bir bölümüne ayırmak istiyorum.

Şöyle:

'İnsana üzücü geliyor. Kendini, bunca yıl beraber yürüdüğünü düşündüğün insanlardan ayrışmış bulmak, aynı değerleri paylaştığını sandığın dostlarından kopmakta olduğunu görmek…

En ileri örnek olmasına rağmen Avrupa'nın dahi teklediği demokrasi mevzuunda, ondan da ileri bir 'çok kültürlü demokrasiyi' inşa etmede, çoğu zaman yalnızca yazılarından tanıdığın halde dayanıştığın 'karşı taraftaki' dostlarınla arandaki bağın kopmakta olduğunu görmek gerçekten üzücü.

Ben 'mağdurların siyaseti' demeyi uygun bulmuştum. Ceberrut devletin karşısında, onun uygulamalarından mağdur olan ya da mağduriyet duyarak yaşayan, değerleri, arzuları, kültürleri farklı milyonlarca insanın birlikte yeni bir demokrasi inşa edeceklerine inanmıştım. Bu öyle, yarım ağız, Osmanlı'yı çağrıştıran 'Lazıyla, Kürdüyle, Çerkesiyle….' diye başlayan bir cümleyle ifade edilen bir beklenti de değildi. Bu toprakları paylaşan, bu topraklarda anısı olan ve bu topraklarda birlikte yaşamak isteyen herkesin 'haklar temelinde' bir araya gelmesiyle kurulacak yeni bir cumhuriyet özlemiydi benimkisi.

O nedenle de dini duyguları güçlü bir insan olmadığım halde İslamcıları, Alevilikle bir ilişkim olmadığı halde Alevileri, Kürtlükle bir bağım olmadığı halde Kürtleri, ya da 1915'de bir çeşit soykırıma uğratılmış olduklarından dolayı Ermenileri, ya da çocukluğumda birlikte büyüdüğüm ve sonra göç etmek zorunda bırakılan Rumları içine alan bir cumhuriyetti benim özlediğim.

Aynı gerekçelerle olmasa da benzer gerekçelerle benzer bir toplumu yaratmaya yönelik çabalara yazılarıyla katkıda bulunduğunu varsaydığım birçok yazarın bugünlerde yazdıklarını gördükçe durumun üzücü olmaktan çok düşündürücü olduğunu düşünüyorum. İslami kesimden olanların 'AKP taraftarlığına', laik kesimden olanların da  'AKP karşıtlığına' hızla yuvarlandığı, aynı fikirler üzerinden yazı yazanların ise satır aralarında birbirlerine sataşarak yeni bölünmelere neden oldukları tuhaf bir dönem bu dönem. Sanki biri, elinde bir sopa, 'Evli evine, köylü köyüne' der gibi herkesi kendi kimliği içine yeniden kovalıyor. Ve sanki karşı kıyıya attığımız ipler çözülüyor ve herkes geldiği yere dönüyor.

Türkiye demokrasisinin sorunu bir 'vatandaşlar' demokrasisi değil bir 'cemaatler' demokrasisi olmasından geliyor. Böyle bir demokraside 'sandık' her zaman toplumda sayıca kalabalık olan cemaatin (ki bu bizde her zaman İslami cemaatti) iktidara gelmesi anlamına geleceğinden ancak askerin 'koruma ve kollaması' altında izin verilebilen bir imkan oldu. Böylelikle 'vesayet rejimi' dediğimiz, kuş mu tavuk mu olduğu belli olmayan bir demokrasi icat ettik…'

Sonra AK Parti'yle devam ediyor ve yazıyı şöyle bitiriyor Erol:

'Bu kez de kimlik sınırlarımızı aşamadık. Kendi dünyamızın rahatlatıcı atmosferine bıraktık kendimizi. Üstelik kimliklerimizin bizim cennetimiz olduğu kadar cehennemimiz olduğunu unutarak…'

Bu satırların üzerine herkes düşünmeli…

Umutsuzluğa bence şimdilik mahal yok.

Ama gelişmeler sert…

  • Abone ol