Bilmem kaç kere yazdım ve bilmem kaç kere daha yazacağım.

Susurluk kazasından 6-7 ay kadar sonra, 28 Şubat'a çeyrek kala, 1997 yılında Genelkurmay Başkanlığı gazetecilere yönelik bir Güneydoğu seyahati düzenlemişti.

'Mihmandar' şu anda 28 Şubat davasından tutuklu olan, dönemin post-modern cunta şeflerinden Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak'dı.

Bir çadırda, bir akşam yemeği sonrası, Susurluk ve JİTEM ile ilgili bir soru üzerine, Özkasnak meydan okuyarak, 'Susurluk ile Türk Silahlı Kuvvetlerini aynı kaba sokan vatan hainidir, JİTEM diye bir örgüt yoktur...' demişti.

Aradan yıllar geçti.

JİTEM'i bile bile inkar edenleri, Türkiye'de bu pisliği üretenleri, üstünü örtenleri nasıl tanımlamak gerekir?

Bunun yanıtını Türkiye, Türk adliyesi sistemi henüz vermedi...

İnkar edenler, üstünü örtenler, dahası içinde aktif görev yapanlar sadece bugün Özkasnak gibi farklı neden ve gerekçelerle hapishanelerde bulunan askerler değil, aynı zamanda hala görev başında bulunanlar ya da emekli hayatı sürenler...

Yakında Yüksek Askeri Şura toplanacak...

Bu arada önemli bir iddianame açıklandı. Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı, Ergenekon tutuklusu Hasan Atilla Uğur'un, Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı olarak görev yaptığı dönemde yaşanan faili meçhul cinayetler ve köy boşaltmalara ilişkin soruşturmayı tamamladı.

Şu satırlar iddianameden:

'Faili meçhul cinayetlerin, gözaltına alınıp kaybettirilme, köy boşaltma ve işkence olaylarının da genel itibariyle 1993-1996 arasında gerçekleştiğinin sabit olduğu, bu suretle JİTEM adlı yasadışı oluşumun varlığının sabit olduğu ve iddia edildiğinin aksine 1990'dan sonra da faaliyetlerine devam ettiği anlaşılmıştır...'

'Başta TSK olmak üzere bu alanda faaliyet gösteren kurumlarda çalışan kamu görevlilerinin organize ettiği oluşumlar bünyesinde örgüt mensuplarının, örgüte yardım edenlerin veya sempati duyanların haklarında adli süreç başlatılmaksızın işkence ile öldürülme ve bunun gibi hukuka aykırı eylemlere maruz bırakıldıkları bir gerçektir. Açıklanan cinayetler, zorla köy boşaltmalar ve işkence olaylarına başlatılan bu soruşturma kapsamında yapılan araştırmalar neticesinde söz konusu eylemlerin JİTEM adlı oluşumun faaliyetleri çerçevesinde gerçekleştirildiğine dair kuvvetli şüphe teşkil eden delillere ulaşılmıştır.'

Yüksek Askeri Şura üyeleri arasında bu satırları değerlendiren olacak mıdır acaba?

Bu şûrada sivil kanadın yıllardır siyaseten sorulması beklediği JİTEM'le ilgili soruyu soran olacak mıdır?

Sanmıyoruz...

Muhtemelen 'zamanı değil, dengeler müsait değil, ordu zaten sıkışık durumda, askerin cephede morali' gibi pek çok açıklama vardır hazırda.

Ama şu açıktır ki, gerçek anlamda bir sivilleşme bu hesaplaşma yapılmadan, bu karanlık aydınlanmadan, suçlular ortaya çıkmadan, ordu bunlardan arınmadan mümkün olamaz...

Sürekliliği kırmak gerek...

Kıbrıs'ta Türk Direniş Güçlerini örgütleyen anlayış, yapı ve eylem tarzıyla, JİTEM'inki arasında paralellikler yok mu? Daha da öte, bu konuda Veli Küçük, Korkut Eken gibi uzmanlaşmış kişiler yine iki dönemin de starları değil mi? Ve daha düne kadar sahnedeki olan darbe tezgahçıları değil mi?

Süreklilik bir yerde kıralabilecek mi?

Demokrasiden uzaklaştığınız oranda bu ihtimal azalır.

Bunu yapmadığınız anda ise siz demokrasiden uzaklaşırsınız.

  • Abone ol