AK Parti'nin mikro siyasi alanda attığı içki yasası, öğrenci evleri gibi adımlar, yaptığı kimi kimlikçi çıkışlar, katılımcı talepler karşısındaki sertliği, çevre politikasındaki, kamusal alan meselesindeki ataerkil tavrı, sıkça devletin asayiş gücüyle özdeş hale gelmesi, siyasi iktidara karşı bir muhalefet dalgası kabarttı.

Gezi olaylarının, bu açıdan kritik bir eşik oluşturduğuna şüphe yok.

Bugün bu muhalefet dalgası, daha doğrusu AK Parti'ye itiraz dalgası 'amorf ve heterojen bir siyasi alan' oluşturuyor.

Bu alan içinde eski düzenin aktörleri, ulusalcılar, Aydınlıkçılar kadar AK Parti'ye uzun yıllar destek vermiş olan yeni dönem aktörleri, liberaller, sol demokratlar, hatta Gülen cemaati ve dünün merkez medyası bulunuyor.

Ne var ki, bu siyasi alanın siyasi taşıyıcısı yok.

CHP parti dokusu ve siyasi performansıyla bu tür talebi karşılamaktan çok uzak. HDP ise sorular içeren taze bir siyasi parti...

Aslında böylesine heterojen, zıt kutuplardan kurulu bir alanın taşıyıcısının olmaması son derece doğal.

Bununla birlikte bu siyasi alan içinde hareket eden kesimler, hareketler, aktörler, aktivistler Mart yerel seçimlerini AK Parti'yle bir hesaplaşma seçimi olarak görüyorlar. Siyasi iktidarın oy kaybı, oy çıtasının düşmesi, kritik bazı kaleleri kaybetmesi ana hedefleri.

Bu alan organize ve sistematize olmadığı ölçüde, onu oluşturan unsurlar politikalarını, ilkelerini bir yana itip, hedefe ulaşmak için en kuvvetli aracın peşinde koşuyorlar, bu araç duruşlarıyla taban tabana zıt olsa da...

Bugün itibariyle bu 'taşıyıcı', en azından İstanbul Belediye Başkanlığı açısından Sarıgül olarak tezahür ediyor.

Nasıl yorumlamalı?

1. Önce en 'acıklı' yönden başlayalım. Zira bu durum bir kesim açısından istemediğini bertaraf etmek için istemediği başka birine destek vererek siyasi hayatta figüran ve bağımlı değişken olma halinin devamıdır.

2. Sarıgül meselesi sanıldığından daha ciddi ve sorunlu bir meseledir. Bugün Erdoğan, Bahçeli ya da Kılıçdaroğlu'yla ilgili sorular, sorunlar, memnuniyetsizlikler temel olarak 'siyasi'dir. Sarıgül ise popülist ve en alt düzeyde ve her tür güç merkeziyle ilişki içerisindeki klientelist tavrıyla, özetle bugünkü kadar gösterdiği performansla siyasi değil, 'etik' bir sorunu temsil etmektedir. Sarıgül'ün muhtemel başarısı bu etik meselenin parlamenter hayata taşınması, farklı bir düzey sorununun ortaya çıkması demektir. Gerek genel durum itibariyle, gerek Sarıgül'ü destekleyecek liberal ve sol çevreler açısından bu da acıklı bir diğer tablodur.

3. Sarıgül seçimlerde ne yapabilir? Önemli bir soru da budur. Sarıgül'ün büyükşehirde Kadir Topbaş'ı geçmesi mümkün görünmüyor. Ancak Sarıgül'ün, seçimi kazanamasa da CHP oylarını yükseltmesi ihtimali çok yüksektir. Ve bu durum bile, Sarıgül'ü asıl hedefine yaklaştıracak, CHP Genel Başkanlığı'na giden kapıları açacaktır.

4. Nitekim diğer acıklı durum CHP'ninkidir. Kılıçdaroğlu koltuğunu isteyen, bunu açık biçimde söyleyen bir siyasetçiyi eliyle partiye almıştır. Öte yandan CHP'nin kimi eski aktörleri, kurmayları sadece oy getireceği için, 'etik sorunu' bile bile Sarıgül'e el açmışlardır.

Türkiye'nin muhalefet sorunu işte böyle seyrediyor. Yeni alan oluşturma, kurma değil, yıkma esasına dayalı arayışlardan ancak bir boşluk ürüyor.

Madalyonun öte tarafına, iktidar yüzüne gelince...

Kutuplaşma politikaları üzerinden muhtemelen güçlenerek çıkacağı Mart seçimleri sonrası AK Parti'nin temel meselesi kendi iç dönüşümü olacaktır: Cumhurbaşkanlığı seçimi, kimin başbakan olacağı, yeni yönetimin gerek işleyiş, gerek kişiler açısından nasıl işleyeceği...

Tablo bir sıkışmışlık tablosudur, şüphe yok.

Hakim tek parti modelinden sıyrılmak, demokratik rekabeti yükseltmek yeni, özgün ve özgül ağırlığı yüksek siyasi hareketlerle olabilir.

Bundan ise çok uzaktayız...

  • Abone ol