Siyasi kutuplaşmadan, süregiden demokrasi eksikliği sorunlarından dem vurarak dün yazıyı şöyle bitirmiştik:

'Demokrasiyi, çoğulculuğu geniş alana yaymak gerek... Ucuz siyasallaşmadan uzak durmak, vurmak kadar kurmak gerek...'

Açalım.

Kurma meselesi önemlidir.

'Kurma', toplumu nasıl bir değişime davet ettiğinize, bunu hangi araçlarla yapacağınıza, bozuk ayarları hangi sistematik içinde düzelteceğinize dair bir 'siyasi proje'dir.

Bu anlamda 'kurma', siyasi arenada çoğulculuğu sağlayacak 'araçlar'ın önde gelenlerindendir.

Demokrasi çıtasını yükseltecek, demokratik rekabeti tesis edecek, farklı siyasi duyarlılıkları devreye sokabilecek, demokratik denetimi sağlayabilecek bir 'araç'...

CHP'in en önemli sorunlarından birisi belki de budur. Resmi solu taşıyan bu siyasi partinin nasıl bir Türkiye vaadettiği, bunu nasıl yapacağı, geleceğe doğru ne tür silkinme önerdiği belli değildir. Velhasıl tutarlı, ikna edici bir 'değişim projesi' yoktur.

Dün de yazdık dokusu, tarihi, misyonu itibariyle CHP hala 'değişim ile bozulma' arasında paralellik kuran, 'milliyetçi', 'geçmişe öykünen', 'direnci temsil eden' bir siyasi partidir.

Kurucu solun ulusal tabiatı diyelim...

Ancak 'sol'u bu şekilde genelleyerek haksızlık yapmamak gerek.

1990'lardan itibaren Türkiye'de yeni sol bir hareketlenme kendisine demokrat alanda yer açmaya çalışıyor. Nicelik olarak güçsüz olmakla birlikte geleceğe yönelik özgül ağırlığı yüksek bir arayış bu.

Şöyle söylemek belki daha doğru: Bu sol iki büyük takıntısından kurtulduğu, siyasi sabrı öğrendiği takdirde etkili olma şansına sahip.

İki büyük takıntı bence şunlar:

1.Herhangi bir projeye sahip olmadan en mağdur ve güçlü gördüğü hareketin içine akmak, onun tarafından emilmek.

Şüphe yok ki son yıllarda emici en güçlü hareket Kürt siyasi hareketi oldu. Kürt hareketi toplumsal ve siyasal açıdan güçlü, etnik-milliyetçi vurguları açık ve kuvvetli hareket. İçine aldığı hiçbir aktöre bu iklim dışında soluk aldırmayacak bir hareket. Nitekim yılladır bu böyle oldu. Bu durum, liberal, demokrat solun özerkliği ve kendine özgü hareket alanını tahrip etti.

2.İkinci sorun yüzeysel bir algıyla tanımladığı sınıfsal mücadele takıntısından ileri geliyor. Demokrat sol hareket 'kurma' eylemi yerine mevcut iktidarla mücadeleyi öne alıyor. Barış projesine destek gibi kimi istisnalar dışında asıl enerjilerini ittifaklarla, meydan okumalarla, siyasi iktidarla odak konularda kavgaya veriyorlar. Ve kaçınılmaz olarak iktidar gündeminin

parçası haline geliyorlar.

Bugün de tablo benzer...

BDP'ye, yeni kurulan Kürt partisi HDP'ye yönelme ya da Sarıgül'den medet umma, yani CHP'ye doğru akma görüntüsü baskın bu çevrelerde.

HDP'nin eski deneyimlerden farklı olduğunu, Kürt hareketinin demokratikleşme hamlesi üzerinden dokusunu değiştirerek bu kez gerçekten bir Türkiye partisi üretmeye yöneldiğini düşünenler var. Ancak Kürt hareketinin henüz böyle bir noktaya geldiğini sanmıyoruz.

Sarıgül meselesi ise malum. İstenmeyeni bertaraf etmek başka bir istenmeyene yönelmek, bu yolla siyasi hayatta figüranlığı tercih etmek anlamına geliyor sol ve liberal çevrelerin Sarıgül'e yönelimi...

Oysa bugün bu tür sol hareketlerin önünde büyük bir imkan var.

Bu imkan AK Parti'nin soğuk baktığı, CHP'nin faydacı yaklaştığı yeni toplumsal ve siyasi hassasiyetlerin varlığından oluşuyor.

Gezi olaylarını veri alalım.

Bu olayların bir boyutu, açık bir şekilde katılımcı 'demokrasi talebi, çevre ve kamusal alan' hassasiyeti üzerine oturmaktadır.

Ve şüphe yok ki bu 'üçlü', git gide değişen, zenginleşen, normalleşen bir toplumda kuvvetli bir talep ve siyasi hassasiyet dalı olacaktır.

Ve şu aşamada CHP-AK Parti, Kürt Hareketi ve Türk Milliyetçi Hareketi dörtgeninde kendisine yer bulamamaktadır.

Demokrat sol hareket ve liberaller özerkliklerini korusalar, anlamsız ittifaklardan, iktidarı hırpalayacak ilkesiz aday peşinden koşmayı bıraksalar ve sabrederek bu yolu açacak bir 'kurma projesi' geliştirseler emin olun hem yol alırlar, hem ülkeye gelecek için

umut verir, soluk aldırırlar.

  • Abone ol