Müslüman bir ülkede demokrasi, bu çerçevede başarı ve istikrar, diğer ifadeyle Türk modeli...

Son dönemlerde Türkiye'nin iç siyasi krizler, iktidar tutulması ve Arap Baharı'ndaki sıkıntılar üzerinden yaşadığı sarsıntılar Türk modeli fikrinden hoşlanmayanları adeta coşkuya sevkediyor.

Fransa'da Liberation Gazetesi'nin Türkiye uzmanı Marc Semo bunlardan birisi. Semo uzmanı olduğu konuyla kavgalı gazetecilerden. Verili bir Türkiye imajının dışına çıkmaktan ve çıkılmasından hoşlanmayan, 'sıradan oryantalizm'in temsilcilerinden.

Tayyip Erdoğan'ın Brüksel'deki ilk gününde Liberation gazetesinde çıkan yazısı gerçekten irrite ediciydi.

Bir kaç ifadesine bakmak yeter de artar:

'Tüm diplomatik itibarını kaybetmiş Türk hükümeti...', 'Büyük yolsuzluk skandalı ve Suriye'deki maceracı politikasının sonuçlarıyla sallanan bir başbakan...', 'Daha bir kaç ay önce İslam, demokrasi ve ekonomik büyümeyi iç içe sokuyorum diyen bir ülkenin itibarının iflası...', 'Avrupa ve Amerika'nın gözünde sorunlu ülke.'

Türk demokrasisi bir kriz yaşıyor buna şüphe yok.

AK Parti özgürlükçü tutumu açısından ciddi bir iniş ve erozyon yaşıyor ve 'otoriterleşme hali' soluyoruz buna da şüphe yok.

Ancak bugün ülkenin karşı karşıya kaldığı krizin nedeni, ne doğrudan hükümet, ne yolsuzluklar ne de dış politika...

Şöyle söyleyelim: Askeri vesayet sonrası oluşan yeni bir vesayet tipini, bu durumun yarattığı otoriterleşme baskısını görmemek, Türk siyasal sisteminin, dolayısıyla iktidarın önündeki en önemli meselenin bu vesayeti kırmak ve devleti bu anlamda elden geçirmek olduğunu sezmemek, Türkiye'yi anlamak ya da anlamak istememek demektir.

Siyasi iktidarın krize verdiği yanıtları yanlış bulmak ve eleştirmek, bu durumun varlığını ve vahametini ortadan kaldırmaz.

Türkiye modeli meselesine gelince...

İki hususun altını çizmekte özellikle fayda var.

1.Bu model Türkiye'de toplumsal dokunun, bu dokunun çeşitli katmanlarının kendi içinde geçirdiği büyük sosyolojik dönüşümle mümkün olmuştur. Farklı değer sistemlerin görece değişimi, teması ve zaman zaman iç içe girmesi, sivil olana yönelik talep, din-siyaset-ekonomi arasındaki doğal mesafelerin oluşması, laikliğin algıda demokratikleşmeye başlaması son derece önemli ve kalıcı sosyolojik girdilerdir.

Bugün toplumun siyasi alana hapsolması, bu tabloyu değiştirmez..

2. Demokrasi, laiklik, hukuk devleti evrensel kazanımlar her ülkede yaşanarak somutlaşır. O ülkeye has meseleleri kuşatarak, önüne çıkan engelleri emerek yol alır. Bugün devlet alanında yaşanan ağır çatışma, bir grubun yargıyı ele geçirip kullanması, hedefteki aktörün, siyasi iktidarın bunu engellemek için yargıya müdahale etmesi elbet bir otoriterleşme hali ve baskısı üretiyor.

Ancak bu çatışma bir demokrasi deneyimi olarak da ele alınabilir.

Türkiye son 10 yılda din-siyaset-toplum ilişkileri açısından açık bir düzene geçmiştir, laikliği önemli ölçüde demokratikleştirmiştir. Bugün bu koşullarda devlet alanında dini bir topluluğun varoluş biçimiyle ilgili soruların ortaya çıktığı bir aşamadan geçiyoruz. Dahası Türkiye'de henüz bütünleşmemiş toplumsal dokunun ya da bir topluluklar düzeninin en azından devlet kurumları düzeyinde yansımalarını, ürettiği krizi ve bunun farkındalığını yaşıyoruz.

İniş halleri mutlak değildir...

Semo ve benzerleri farkında olmasa da...

  • Abone ol