Bu ülkede Türkler de var, Kürtler de, dindarlar da sekülerler de, sağcılar da solcular da, Ermeniler de, Yahudiler de,...

Demokratikleşme her yerde olduğu gibi bizde de her şeyden önce, bu durumun kabul süreci olarak yaşandı ve yaşanıyor.

Bu sürecin sosyolojik boyutları var, siyasi ve hak alanının hukuki yönleri var.

Bununla birlikte cemaatçi doku ve zihniyet o denli derin ki, zaman zaman bu bütünleşme, farkındalık ve temas süreci kesintiye uğruyor. Özellikle siyasetin toplumu avcuna aldığını, içine hapsettiği anlarda bu kesinti daha belirginleşiyor. Bugün yine öyle anlardan birindeyiz.

Sorun yine ortak yaşam meselesi, yine paylaşma meselesi, yine kimlikler meselesi, yine kimlik ve cemaat politikaları etrafından iktidar kavgaları ve doğal olarak bundan üreyen otoriterleşme...

Toplumsal ve siyasal 'ödev' de aynı:

Siyasi alanın, hak sahasının, birlikte yaşam koşullarının demokratik vurgularla elden geçirilmesi....

O zaman görülmesi gereken ilk husus bu tür meselenin önce kendimizle ilgili olmasıdır. Siyasetle, 'öteki'yle ilgili olmaktan daha önce kendi tasavvurumuzla ilişkili olmasıdır. Siyaseten bakıldığında mesele yeni kamusal alanın, ötekiye yer açacak yeni düzenlemelerin sindirilmesidir. Milliyetçilik duygusundan, devlet anlayışına kadar bütünlük istikametinde yapılacak değişikliklerin toplum tarafından sahiplenilmesidir.

'Anlamak' bu noktada kilit kelime...

Algıda ve zihinlerde kavramların, durumların, kurumların, rollerin ayrışması ya da benzeşmesi meselesi ciddi bir meseledir.

Çağdaş demokrasi ve çağ, insanları ve sistemleri, benzeştirme yerine farklılaştırarak anlamaya davet eder. Katılımcı demokrasinin kurucu asgari koşullarından belki de en önemlisi ayrışma fikridir.

Önemlidir zira, ayrışma fikri, iktidarın, hukukun, bilginin, hem devlet katında hem toplumsal katmanlarda birbirinden özerk olabildiği duruma işaret eder.

Bu üçlü arasında etkileşim kadar bir mesafenin de olması, zihniyet kalıpları ve etik kuralların bu ayrışma fikrine dayanması, ayrışmayı koruma altına alması, hatta ilke kılması, çoğulcu ve katılımcı çağdaş demokrasinin temel koşulundandır.

Bu koşullar şu üç basit, ancak yaşamsal ilkeye gönderme yapar:

Özgürlük, eşitlik ve (siyaset ve devlet karşısında) özerklik...

Özerklik yerine kapsayıcı otorite fikrini, özgürlüğe karşılık itaat kavramını, eşitliğe karşı hiyerarşiyi koyduğunuz zaman ise ulaşacağınız düzen baskıcı ve sıkça 'otoriter' nitelikli olur.

Aslında bu kavramlara yol veren ve ayrıştırma mantığının temelini oluşturan, hayatın her alanını kapsayan belirleyici üç hal, ana belirleyici kavramlar 'meşruiyet', 'görecelilik' ve 'içe bakış'tır...

Toplumsal, ahlaki, siyasi meşruiyet...

Zamana, mekana, insana, kültüre oranla görecelilik...

Toplum ve kişilerin kendilerini sorgulama alışkanlığı...

Onlar, sizi, toplumsal, siyasal ve kültürel alanda mutlak olandan uzak tutarlar,

Bu istimakette zorlanıyoruz...

Kabul etmek gerekir ki hiyerarşi, kapsayıcı otorite ve itaatin egemen olduğu bir düzenden, özerklik, özgürlük ve eşitliğin düzenine geçiş, kolay ve sıradan değildir.

  • Abone ol