Otoriterleşme baskısı öyle bir noktaya gelmişti ki, çok değil, 10 gün önce Türkiye twitter'a ulaşımı engelleyen bir kaç ülkeden biri oluverdi...

Anayasa Mahkemesi önceki gün, bu kabusa nokta koyacak 'tarihi' bir karar aldı.

Karar twitter'a ulaşımın engellenmesinin ağır bir özgürlük ihlali olduğunu belirtiyor, idareden yasağın derhal kaldırılmasını talep ediyordu.

Siyasi hayat içe geçen, çelişkili görünen pek çok unsurla örülüdür.

Hem iktidarın otoriterleşmesinden söz ediliyor, hem aynı iktidarın attığı adımların demokratik sonuçlarından...

Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru hakkıyla gelen yeni işlevi bunlardan birisidir.

'Evet' oylarına karşı, hala devam eden onca eleştiriye rağmen 2010 anayasa değişikliği referandumuyla ortaya çıkan bu yeni işlev, şu anda Türkiye'nin hem hukuki hem siyasi anlamda soluk almasını sağlıyor.

Yargının karşı karşıya bulunduğu aşırı siyasallaşma hali, yargı-cemaat, yargı-siyasi iktidar ilişkilerinin ve idarenin ölçüsüz adımlarının yarattığı keyfilik kısmen de olsa Anayasa Mahkemesi tarafından aşılıyor.

Mahkemenin işlevi tıkanıklık aşmanın ötesindedir.

Nitekim her biri 'oy birliği'yle alınmış tutuklu milletvekilleriyle ilgili karar, İlker Başbuğ kararı, twitter yasağı kararı, hem özgürlüklerin korunması hem hukukun yeniden filizlenmesi bakımından son derece önemlidir. Gerçekten de 'özgürlük-demokrasi-hukuk' ilişkisi açısından Anayasa Mahkemesi adaleti tam temsil eden örnek bir rol oynamaktadır.

Bu açıdan mahkemenin twitter kararındaki şu satırların altını çizelim:

'İnternet modern demokrasilerde başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bakımından önemli bir araçsal değere sahip bulunmaktadır. İnternetin sağladığı sosyal medya zemini kişilerin bilgi ve düşüncelerini açıklama, karşılıklı paylaşma ve yaymaları için vazgeçilmez niteliktedir. Bu nedenle düşünceyi açıklamanın günümüzde en etkili ve yaygın yöntemlerinden biri haline gelen internet ve sosyal medya araçları konusunda yapılacak düzenleme ve uygulamalarda devletin ve idari makamların çok hassas davranmaları gerektiği açıktır.'

O zaman görmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesi arzu edilen yeni Türkiye'nin, yeni rejimin ilk önemli figürüdür.

Malum, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı tanındıktan sonra Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki dosyaları askıya alındı. Denetim işlevini Anayasa Mahkemesi'nin yapması öngörüldü. Bu mahkeme şu ana kadar aldığı kararlarla hem bu konuda mükemmel bir sınav veriyor, hem yeni rejimin inşasında 'kurucu rol' oynuyor.

Twitter kararı haberini Kuveyt'te Cumhurbaşkanı Gül'le birlikte aldık.

Cumhurbaşkanı'nın yaptığı değerlendirmeler de yüz ağartıcıydı.

Şöyle diyordu:

'Anayasa Mahkemesi'nde bir zamanlar siyasi kararlar verilirdi. Memnuniyetle görüyorum ki bu değişti. 17 üyenin 10'unu ben atadım. Siyasi düşünceleri farklı üyeler var. Buna rağmen bazı önemli kararların oy birliği ile çıkıyor olması, üyelerin evrensel hukuku esas alarak karar veriyor olmaları güveni arttırır. Benim çok gurur duyduğum olaydır. Tutuklu milletvekilleri ile ilgili karar verilirken de bir çoğu aynı siyasi görüşte değildir. Sadece adaleti düşündüğünüzde böyle kararlar çıkıyor. Başbuğ kararında böyle oldu...'

Gelelim kritik konuya...

Twitter yasağı temelde hükümetin 'cemaat saldırıları'na karşı aldığı bir önlemdi. Ancak önlem, önlem olmayı aştı, kendi başına sorun oldu. Tüm internet kullanıcılarının özgürlüğü kısıtlandı. Burada da bitmedi İdare Mahkemesi'nin verdiği yürütmeyi durdurma kararına 'idare' uymadı ve yasak keyfi olarak devam etti.

Hukuksuzlukla ve gayri meşruyla mücadele bu şekilde, demokrasinin ayarlarıyla oynayarak olmaz.

Aksi halde ortaya çıkan hukuksuzluk tüm diğer hukuksuzlukların önüne geçer, demokrasiyi tahrip eder, rejimi otoriterleştirir.

Vatandaşların bu konuda siyasi iktidardan hassas olmayı bekleme hakları vardır.

Tekrar vurgulayalım demokrasilerde 'yöntem' , 'hukukilik' ve 'meşruiyet' hayatidir.

  • Abone ol