2010 yılına ait bir tespit ve iki sorudan yola çıkmıştık dün:

'Eski rejim önemli ölçüde yıkılmıştı. Devlet alanı siyasi iktidarın ve sivil gücün kontrolü altındaydı. En önemlisi Türkiye yeni rejimini inşaa etme aşamasındaydı ve karşısında iki soru vardı:

-Yeni rejim nasıl, kimlerin katkısıyla kimler tarafından kurulacaktı?

Buna bağlı olarak eski rejimin yıkımına katılan güçler, cemaat, AK Parti ve liberal kesim arasındaki siyasi yeni denge nasıl sağlanacaktı?

-Devlet gücünü kontrol eden, dolayısıyla muhalif konumdan hakim konuma geçen siyasi iktidar ataerkil siyaset anlayışını, siyaset dışındaki alanlara özerklik fikrine kapalı duruşunu yeni rejim kurumu sırasında ne kadar değiştirecekti?

Bu iki soru, iki soruna dönüştü ve ülke açısından 'demokratik açık verme' dönemini başlattı…'

Konuyu bugün bağlayan soru şu 'nasıl'?

Önce şu, birlikte yaşadık:

Uzlaşma, katılım, paylaşma yeteneği sınırlı dokuda aktörler arasındaki ilişki hızla çatışma ilişkisine döndü.

Cemaat-hükümet arasındaki kavga, cemaatin kalkışma girişimiyle tam bir iktidar kavgası görünümü alırken, liberal-seküler kesim ile AK Parti arasındaki ayrışma 'değer sistemi gerginliği'ni devreye soktu.

Seküler, dindar ya da muhafazakar değerler arasında toplumsal alandaki doğal temas hali, ne yazık ki siyasi alana yansımadı. Tersine siyaset toplumu kendi içine hapsetmeye yöneldi. Bu tablo muhafazakar kesimde de, seküler kesimde de benzer şekillendi.

Siyasi iktidar bu çerçevede kimlikçi nitelik taşıyan politikaları kamusal alana yansıttıkça, bu konudaki hakim ve ataerkil söyleminin dozunu arttırdıkça, karşısında kamusal alan merkezli bir seküler bir itiraz siyasallaşmasını buldu. Bu siyasallaşma karşı aldığı sert tutum, kullandığı ve kendisini özdeş kıldığı devlet gücü, AK Parti'nin özgürlükçü imajında gediğe yol açtı.

Bunlar demokrasi karnesinin ilk düşük notları oldular.

Ama gelişmeler bununla sınırlı kalmadı.

Cemaat- iktidar kavgası demokrasi açısından iki zaafiyeti ya da geri gidişi devreye soktu. Cemaatin bazı yargı ve emniyet birimlerini kendi stratejisi etrafında kontrol etmesi, demokrasiyi kökten kuşatan bir virus görüntüsüyle açığa çıktı ve yargının bir tür çöküşüne işaret etti. Buna karşılık, siyasi iktidarın aldığı önlemler yargıya müdahale şeklinde oldukça, kuvvetler ayrımı ilkesi baltalanmaya başladı.

Bu gelişmeler Türkiye ve AK Parti'yle ilgili algı ve imaj örselenmesinin ana unsurları oldular.

Yeni rejim inşaı döneminin demokrasi karnesi kırık, buna şüphe yok.

Bunlara şüphe yok, yolsuzluk tartışmalarını ve fezlekeleri eklemek gerek.

Bunlar mevcut çatışmanın taşıyıcısı ve silahı oldukları oranda araçsallaştılar ve gölgede kaldılar.

Bu dosyaların akibeti Türkiye siyaseti ve demokrasisi için son derece önemlidir.

Ortada çok yönlü bir kriz var.

Katılım krizi, devlet krizi ve siyaset krizi…

Ve elbet şeffaflık meselesi…

Bunları aşabilecek miyiz?

Zaman gösterecek…

Siyasi iktidara büyük iş düştüğü de ortada…

  • Abone ol