Türkiye'nin 10 yılda AK Parti döneminde aldığı yolu birkaç alan üzerinden değerlendirebiliriz.

Ekonomik alanda orta sınıfın doğuş ve yükselişi ile ekonomik istikrar ve büyüme... Sosyal alanda sınıfsal yer değiştirmeler ve eşitlenmeler... Siyasal alanda vesayetçi rejimin yıkılması, temel hak ve özgürlüklerin Kürt sorununu kuşatarak genişlemesi...

Üçü de demokrasi öyküsü açısından son derece olumludur...

Bir de dördüncü bir alan vardır ki, o alan baştan itibaren sorunludur. Siyaset ve iktidar etme tarzı ya da yönetişim alanı... Bu alanın Şark'ın, Türkiye'nin siyasi kültürü ve zihniyetinden beslendiğine hiç şüphe yoktur.

Ancak AK Parti döneminde bu sorun artmıştır. Klişeleşen bir iktidar eğilimi ve ataerkil bir siyaset tarzı... Aslında bu tarz ve artış ülkeye 2002'den beri hakimdir. Ancak büyük toplumsal ittifaklarda, eski düzenin yıkılma evresinde dikkate alınmamış, hatta destek görmüş, siyasi irade ve cesaretle özdeşleştirilmiştir. Ancak gün değişmiştir ve bugün tüm sorunlar bu noktadan çıkmaktadır.

Bu dört saha üzerinden bir değerlendirme yaparsak...

Görünen şudur:

AK Parti ilk üç alanda yola devam edeceğine dair sinyaller vermektedir.

Soru ve sorun ise şudur:

Türkiye parlamenter rejim ikliminden çıkıp başkanlık istikametine yola çıktığına göre bu geçiş ataerkillik dozunu arttırır mı?

Soru önemlidir.

Ve yanıt hem 'evet', hem 'hayır' şeklinde verilebilir.

İşin 'evet' kısmını uzun uzadıya tartışmaya gerek yok. Görünen köy kılavuz istemez. Türkiye'nin iktidarın kişiselleşmesini ve siyasetin kendi dışındaki diğer alanları soluksuz bırakmasını demokratik düzen sınırları içinde bundan daha fazla taşıması mümkün değildir. Ayrıca meşruiyeti nereden gelirse gelsin, kim ne fetva verirse versin, himmet tarzı enformel uygulamaların kurumsal ve yasal dokuyla yaşayacağı gerginlik ve çelişki çok riskli bir noktaya gelmiştir. Bu tür bir gidişat ve tercihler Türkiye'nin açık yolunu kapar.

Ancak işin 'hayır' kısmı da önemlidir.

Zira hem Türkiye'nin imkanlarına hem sorunlarına ve bu sorunların demokrasiyle kurduğu köprülere işaret etmektedir. Ve daha güçlü bir ihtimal olarak karşımızdadır.

Bu serinin birinci yazısında AK Parti'nin üçüncü evresine girmek üzere olduğunu söylemiş, Türkiye'nin kurumsal ve anayasal rejim düzeyinde bir geçişe doğru ilerlediğini ifade etmiştik.

Bu geçiş sadece yarı başkanlık ve başkanlık sistemine işaret etmez.

Bir yandan baraj dahil olmak üzere, seçim sistemi ve temsil meselesi, öte yandan Türkiye'nin idari yapılanması meselesi bu geçişin diğer unsurları olmaya adaydır. Kaldı ki bunlar AK Parti'nin (yazılı) siyasi programının uygun koşulları bekleyen parçalarıdır.

Özellikle idari yeniden yapılanma Kürt meselesiyle de doğrudan ilgilidir. Avrupa Yerel Yönetimler Şartı'nın uygulanması, yerel yönetim ve yöneticilerinin güç ve yetkilerinin arttırılması, idari yapılanmanın buna göre gözden geçirilmesi hem Kürt sorununun çözülmesinde, hem ülkenin demokratik görünümünün değişmesinde, demokratik bir sıçramada önemli bir çıkış noktasıdır.

Yeni dönem Türkiye'si er ya da geç böyle bir düzenlenmeye doğru ilerleyecektir.

Bu, Kürt sorununun Türkiye'yi demokratik alana çekmesini ifade etmekle kalmaz, bu sorun ve güçlü siyasi idare arasında olumlu bağlar kurar.

1915'in 100. yılında alacağı tavır ve kimlik-tarih yüzleşmesiyle ilgili tutturmak zorunda olacağı kucaklayıcı dil, Ergenekon, Balyoz gibi özü haklı davalardaki yanlışları temizleyecek bir tashih politikası, yeni dönemin kaçınılmazları olarak dikkate alınmalıdır.

Hakim siyasi parti uygulaması muhtemelen önümüzdeki 10 yılı yeni formuyla kaplayacak. Meselemiz bu formun doğru istikamette gitmesini sağlamaktır. Ancak 'top' aslında AK Parti'dedir.

Demokratik istikamet mi kaos mu?

Tercihi o yapacak...

  • Abone ol