Devletin hukuk ve sivil güvenlik gücünü içeren eş kademeli bir yapı düşünün. En altta istihbaratıyla, operasyonel birimleriyle polis, onun üstünde polisin bağlı olduğu soruşturma ve kovuşturmaya işaret yetkisine sahip savcı, onu takiben kovuşturma gücü, yani hüküm veren hakimler heyeti, daha sonra bu ikiliyi denetlemekle sorumlu HSYK, en nihayet verilen hükmü gözden geçiren Yargıtay daireleri.

Bu beş kademeli yapı hukuk devleti kurallarına bağlı çalışmazsa, itaat ettiği kanunlar değilse, elindeki yetkileri başka yapının çıkar, talimat ve hedefleri etrafında kullanırsa ne olur?

Önce devlet içinde ikinci bir devlet, paralel bir yapı, en hafif tabiriyle otonom bir yapı ortaya çıkar.

Bir adım sonra bu çark kural üretir ve hükmetmeye başlar..

Polisin, savcılık ve mahkemelerin, HSYK'nın ve Yargıtay'ın kritik yerleri siyasi koşullardan istifade ederek, özgürlükleri kötüye kullanarak yıllar süren bir strateji etrafında bu paralel dokunun unsurlarıyla işgal edilirse, bu pekala mümkündür.

Bugün Türkiye'nin durumu bir ölçüde bu.

Önceki gün başlayan özellikle emniyet birimlerine yönelik operasyonun temelinde de bu yapılanmanın ve ona karşı tedbir girişiminin yattığı şüphe götürmez.

Toplu gözaltına almalar, kelepçe görüntüleri, gözaltına alınanların uğradığı muameleyi daha önce başkalarına uygulamış olmaları, daha önceki yargılamalardaki keyfiliğin yenilenmesi endişesi... Bu endişelere oranla bu soruşturmalar nasıl yürütülecektir? Soruşturmalarda Balyoz, Odatv, 7 Şubat soruşturması, Selam örgütü gibi dosyalardan hangisi veri alınacaktır? Yetki gaspı ve gasptaki niyet nasıl kanıtlanacaktır?

Tüm bunlar meşru soru ve sorun odaklarıdır.

Bu açıdan dün nasıl haki çetelerle mücadele hukuk sınırları içinde ve temiz olmalıdır dediysek, bugün de paralel yapılarla mücadelenin aynı sınırlar içinde verilmesi gerektiğini hatırlatmamız özellikle gerekir.

Şimdi işin özüne geri dönecek olursak...

Önceki gün başlayan operasyon işin özü, paralel yapı gerçeği ve yarattığı tahribat açısından son derece önemlidir.

Güvenlik ve adliye dokusunun temizlenmesi sadece yer değiştirmeler ve tayinlerle olmaz. Bu adımları doğrulayacak, iddiaları kanıtlayacak bir hukuk ve yaptırım süreci kaçınılmazdır. Ve görünen odur ki, bu istikamette kuvvetli bir adım atılmıştır.

Hemen belirtmek gerekir ki, aslında bu da yetmez.

Devletin işgali ve sistematik yetki gaspı sorununun meclisin, siyasi partilerin ortak meselesi haline getirilmesi ve bu konuda demokratik bir eylem planının harekete geçirilmesi gerekir. Olağanüstü tedbirler alınacaksa, bu tedbirler tam bir uzlaşma ve demokratik yeniden yapılanma çerçevesinde alınabilmelidir.

Ne var ki, iç siyasi tartışmalar ve kutuplaşma hala bu noktadan uzak durmamıza yol açıyor.

Nitekim paralel yapı operasyonunun başlamasıyla yapılan yorumlar bu durumun vahametini tartışmak yerine, her aktörün, her yorumcunun kendi siyasi tavrını tahkim ediyorlar.

Haklarında soruşturma başlayan emniyetçiler sadece Selam Tevhid örgütündeki keyfi dinlemeler, usülsüzlük, siyasi yıpratma girişimlerinin mimarları değildir. Bu isimler Ergenekon, Balyoz, Odatv, Devrimci Karargah, Kck gibi tüm kritik davaların, adeta alternative bir devlet politikasının üretildiği dosyaların arkasındaki isimlerdir. Bu davalar üzerinden doğrunun yanına pek çok yanlışı, sahicinin yanına pek çok sahteyi ekleyerek güç devşirmeye yönelmiş, kendilerini farkedenleri bu davaların içine sokmuş, en nihayet cemaat-iktidar kavgasının operasyonel güçleri olmuşlardır.

Demokrasi açısından darbeci askerler, Ergenekon çeteleriyle ilgili soruşturma ne kadar hayırlıysa ve hayırlı olmuşsa, şimdi bu yapıya karşı açılan soruşturma da o kadar hayırlıdır ve hayırlı olacaktır.

  • Abone ol