Bu köşede 29 Eylül 2010 tarihinde yayınlanan yazı “Hanefi Avcı neden tutuklandı” başlığını taşıyordu.

O yazıdan şu satırları hatırlatmak isterim:

“Hanefi Avcı Karargâh Örgütü'ne yönelik operasyonlar kapsamında tutuklandı. (…) Bir emniyet müdürü ‘teşkilat içinde, özellikle istihbaratta cemaat örgütlenmesi var, beni bile dinliyorlar’ diyen bir kitap yazmakta, bir süre sonra, ‘bir kadınla ilişkisi olduğuna ve bu yüzden izlendiğine dair bilgiler gazetelere servis edilmekte’, ardından ‘silahlı bir sol örgütle dolaylı teması olduğu iddiasıyla tutuklanmakta’dır. Bu durumda doğal olarak tutuklama işleminin bir rövanş operasyonu ve bir itibarsızlaştırma girişimi olduğu akla gelmez mi? (…) Avcı’nın tutuklanması her yönüyle izaha muhtaçtır.”

Bu yazı sonrası cemaatin polislerinden yayın müdürlerine, yazarlarından tetikçilerine kadar geniş bir kitlenin düşmanlığına, baskısına, saldırılarına maruz kalmıştım. Bu tablo 7 Mart 2012 olayıyla ilgili yazılarımdan ve verdiğim söyleşilerden sonra, türlü kampanyalarla, çamur atmalarla, tehditlerle tehlikeli bir hal alarak ağırlaşmıştı.

Bu süreçte benim de cemaatin siyasi dokusu, faaliyetleri ve niyetiyle ilgili şüphelerim de çeşitli bilgi ve bulgularla kesinleşti. Son 4 yıldır söylediğim üzere, cemaatin mevcut yapısı ve örgütlenmesiyle Türkiye’de otoriterleşmenin en büyük kaynağını oluşturduğu, demokrasinin önündeki en büyük tehlikelerden biri olduğu konusunda bugün inancım tam ve vicdanım rahat.

Malum, 17-25 Aralık hadiseleriyle ülkede iklim değişti.

Cemaat polisleri ve aktörleri bir yer değişimine maruz kaldılar.

Onlar içeri girerken, haksız bir şekilde suçlayıp, tutuklattıkları kimi kişiler hürriyetlerine kavuştu. Hanefi Avcı’nın takibi, suçlanması ve tutuklanmasında belirleyici bir rol oynayan Ali Fuat Yılmazer onlardan birisiydi. Ve bugün Avcı serbest Yılmazer tutuklu.

Yılmazer Dink cinayetiyle ilgili olarak da sık konuşurdu. Bu cinayeti “Ergenekon’un gerçekleştirdiğini, bunu bildiklerini, ancak kriminal olarak kanıtlayamadıklarını” söylerdi. Dink hayattayken kendisini “kuşatan” Veli Küçük, Kerinçsiz gibi isimlerin tutuklu olduğu Ergenekon sanık yelpazesi de, bu iddiaları vicdanlara ve akla yakın kılardı. Aslında bugün bile ortada tersini söyleyeceğimiz bir durum yok. Diğer ifadeyle Ergenekon davası etrafında yaşanan kimi usülsüzlükler ve hak ihlalleri bu ihtimali ortadan kaldırmıyor. Ancak artık biliyoruz ki, Yılmazer tahminini söylemenin ve cinayetteki ihmali nedeniyle kendisine yönelen suçlamaları savuşturmaya çalışmanın ötesinde, Dink dosyasını kullanıyor ve verdiği kavgada araç haline getiriyordu.

Bugün ise değişen dengelerde tam tersi oluyor.

Dink cinayetini planlamakla bu kez Ali Fuat Yılmazer ve müdürü Ramazan Akyürek, yani cemaatin bilinen üst düzeydeki operasyonel polisleri suçlanıyor.

Suçlayan Ogün Samast, cinayetin tetikçisi…

Cinayetten 7 yıl sonra konuşuyor.

Diyor ki, “cinayeti planlayanlar Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’ti. Cinayet mahallinde onların adamları ve bir MİT’çi beni kolluyorlardı, banka kamera görüntülerini, kendi kayıtlarını ortadan kaldırmak için onlar sildiler…”

İlginç bir zamanlama…

Dahası, iktidar çevrelerinden Hrant’ın arkadaşlarına uzanan bir hatta yaygın ve hızlı bir benimseme…

Samast doğru mu söylüyor? Bu kavga ortamında kullanılıyor olabilir mi? Örneğin Samast, 3 ilde kendisine ve diğer sanıklara ait telefon numalarının sorgulandığını iddia etmiş ve sorgulayan polislerin sicil numaralarını vermiş. Hapiste tecrit halde yaşayan dava sürecinin  gösterdiği gibi düşünme kabiliyetleri sınırlı Samast bu sicil numaralarını nereden biliyor?

Tüm bu sorular Samast’ın söylediklerini hafife almak anlamına gelmez.

Hele bu cinayette bir üst aklın olduğu ve cinayet mahalinde Samast’ın yalnız bulunmadığını düşünenler için anlatılan oldukça akla yakın görülebilir.

Doğru da olabilir.

Ancak doğru olarak kabul edilmeleri için, önce ciddi şekilde araştırılmaları ve kanıtlanmaları gerekir. Avcı olayında olduğu gibi iddialar pek çok açıdan izaha muhtaçtır.

Bir dönem Şık’a, Şener’e, Avcı’ya yönetilen silah, şimdi silahın eski sahiplerine yöneltiliyorsa, düğüm büyür, pislik artar, sahte kahramanlar ürer, yargı zora düşer..

Dink dosyasını araçsallaştırmaktan kaçınmak asgari ahlaki tutumdur.

  • Abone ol