Soru şuydu:

“Ogün Samast cinayet sonrası bilgisayardan kimi sanıkların ismini sorgulayan polislerin sicil numaralarını nereden biliyordu? Yanıtı bir meslektaşımdan aldım. Bu numaralar Samast’la ilgili davanın gerekçeli kararında yer alıyormuş.

Bu yanıt ana resmi değiştirmiyor.

Samast’ın “itirafları”nın kritik kısmı, cemaat emniyetçileri olarak bilinen Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’e işaret ederek, “cinayeti onlar planladı ve işletti” demesidir.

Cemaat merkezli siyasi gerginlik ve ülkedeki siyasete bulaşmış adli süreçler gerçeği dikkate alınırsa, dün de altını çizdiğim gibi, “Samast doğru mu söylüyor” sorusu etrafındaki tüm varsayımlar ciddi bir duruma işaret ederler.

Tekrarlayalım. Şüphe yok, iddialar önemlidir, ancak kanıtlanmaya muhtaçtır. Gazeteci, yargıç, savcının işi bu iddialardan hüküm üretmek değil, kanıtların ve bağlantıların peşine düşmek olmalıdır. Aksi durum Dink davasının muhtemel araçsallaştırılması ve üstünün başka biçimde örtülmesi anlamına gelir.

Kaldı ki, yelpaze geniş, cinayetle ilgili işaretler tek “takım”a sığmayacak kadar zengin ve yaygın…

Sabiha Gökçen haberi üzerine MİT Müstaşar Yardımcısını arayan, Dink’in uyarılmasını isteyen dönemin Genelkurmay 2. Başkanı ile o Müsteşar Yardımcısı da sorgulanmayacak mı örneğin?

Ana yoldan yürmekte fayda var.

Örneğin Samast’ın iddiaları ortaya atılmamış olsa bile, cemaat polislerinin, Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’in Dink cinayetiyle ilgili vermesi gereken pek çok hesap var.

Geriye dönelim…

Ramazan Akyürek cinayet esnasında Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı’ydı…

Ali Fuat Yılmazer ise aşırı sağ, irticai ve azınlık faaliyetleri takip eden C Şubesinin başındaydı…

Görevleri neydi bu kişilerin?

Başbakanlık Teftiş Kurulu Raporu’na istinaden söyleyelim.

İstihbarat Daire Başkanlığı yönetmeliği Ramazan Akyürek’in görevi ve sorumluluk alanını şöyle tanımlıyor.

 “(...) bilgi toplamak, açık ve kapalı her türlü yollardan yararlanarak, merkezce elde edilen ve ayrıca taşra birimlerinden intikal eden haberleri, kayıt ve tasnif etmek, varsa evveliyatı ile birleştirmek, onaylanmış planlara göre dağıtmak ve uygun görülenler için istihbarat operasyonlarını müstakilen veya müştereken yürütmek...”

C Şube Müdürlüğü’nün, yani Ali Fuat Yılmazer’in görevi aynı yönetmelikte şöyle belirlenmiş:

“İl istihbarat Şubelerince aşırı sağ, irticai ve azınlık faaliyetlerine karşı yürütülen istihbarat operasyonlarının koordinesini ve takibini yapmak, operasyon öncesi ve sonrası geri besleme görevini yürütmek” (…) “gelen bilgi, belge ve duyumları takip edip değerlendirmek, bu konuda taşra üniteleri ile gerekli koordinasyonu sağlamak.”

Dosyalarda hala duruyor.

 

17 Şubat 2006 tarihinde Trabzon İstihbarat Şubesi’den Ankara’ya, İstihbarat Dairesi’ne gelen bir rapor Hrant Dink’e karşı “ses getirecek bir eylemin yapılacağını” söylüyor.  Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunda da yer aldığı gibi aslında fazlası var. 2003 yılında Dink Sidney’e gittiği zaman da bir suikaste uğrayacağına dair emniyet istihbarata yapılmış bir ihbar var. Dahası 2006 yılında Ermeni Patrikliğinin başvurusu üzerine emniyetin tüm birimlere gönderdiği Ermeni kişi ve kuruluşlara yönelik saldırı değerlendirmesi var. Ayrıca Hrant Dink yönelik davalar, linç ve infaz girişimleri var.

 

Dink bunlara rağmen Yılmazer’in sorumlu olduğu “hedef şahıslar programı”na alınmıyor. Kendisine koruma verilmiyor. Uyarı yapılmıyor.

 

Şimdi Aralık 2008 tarihli Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunun hükmünü okuyalım:

“Trabzon İstihbarat şubesinin 17.02.2006 tarihli yazısı üzerine planlı operasyon ihtimaline yönelik değerlendirmelerin yapılarak, istihbarat şubeleri arasındaki koordinasyonun sağlanması ve sürecin takibinin yapılması ile Hrant Dink’e yönelik koruma önlemlerinin alınması konusunda elinde yeterli bilgi mevcut olmasına rağmen, (…) koruma tedbiri alınmaması nedenleriyle, görevlerini gereği gibi yerine getirmediği değerlendirilen C şubesi Müdürü Ali Fuat YILMAZER…”

 

“Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü yaptığı dönemden İstihbarat Daire Başkanı olarak görev yaptığı döneme kadar sürecin başından sonuna tüm aşamalarından haberdar olan ve gerekli değerlendirmeleri yapabilme yetkisine sahip olduğu görülmekle, görevini ihmal ettiği değerlendirilen İstihbarat Daire Başkanı Ramazan AKYÜREK…”

Dink ailesi yıllardır bu ve benzer kişilerinin TCK 83’e (yani kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu olması) göre yargılanmasını ve bu ihmalin gerekçelerinin açığa çıkmasını talep ediyor.

Üzerine gidilmesi gereken durumlar yanı başımızda duruyor.

İrade ve hukuk burada çalışmıyor.

Mesele önce bunu çalıştırmaktır.

  • Abone ol