Kılıçdaroğlu bir kez daha bardağın suyunu taşırdı. Cumhurbaşkanı'nı eleştirirken kullandığı dil ve ortaya koyduğu zinhiyet, bir sorun olarak eleştirdiği hususların önüne geçti.

CHP’nin son grup toplantısında şunları söylüyordu.

“Bir ulusal kurtuluş savaşı başlatmak zorundayız. Anayasası askıya alınmış, parlamentosu baskı altında bir toplum var. Bu süreç biraz daha devam ederse, halkın direnme hakkı ortaya çıkacaktır...”

Her ülkenin siyasi bir belleği vardır.

Kimi sözcükler, vurgular, ifadeler bu bellekte yerlerini alır, belli durum ve tutumları simgelerler.

Siyaset dışı bir duruma, siyasi imkanların tükendiği bir hale, en azından bir kalkışmaya yönelik sokak hareketlerine işaret ettiği açık olan “direnme hakkı”, sözcük olarak bizim tarihimizde nereye oturuyor, nerede kullanılmıştır, neyi simgeler dersiniz?

Şimdi 1960 askeri darbesi sonrası hazırlanan 1961 Anayasası’nın “başlangıç’ının ilk cümlesini okuyalım:

“Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimi'ni yapan Türk milleti...”

Bu cümle 1960 askeri darbenin hukuku tanımlayan, askeri darbeyi ve darbe yapılabilmesini “direnme hakkı’ tabiriyle doğrulayan bir cümledir.

“Direnme hakkı” bizim siyasi öykümüzde “darbe”yle, “darbe meşruiyeti arayışıyla eşanlamlıdır.

Bunu tescil eden ülkenin o dönem ana kurucu metnidir.

Bu cümleyi kuran Kurucu Meclis üyeleleri, anayasa hukuk profesörleri, bu mantığı savunan dönemin CHP’si bugün ulusal ve siyasi bellekte sadece bir kara leke olarak yer almaktadırlar.

Kılıçdaroğlu’nun ağızdan çıkanı kulağı duyuyor mu?

Darbe yapıldığı tarihlerde 18 yaş civarında olan Kılıçdaroğlu 1961 Anayasası’nın dibacesini bilmiyorsa bu bir tür ayıptır, biliyorsa başka bir tür rezalettir.

Başkanlık sistemi önerisini beğenmeyebilirsiniz. Hatta tehlikeli bulabilirsiniz. AK Parti’nin hakim parti modelinden, Tayyip Erdoğan’ın tarzından rahatsız olabilirsiniz. İtiraz ettiğiniz her siyasi adımda protesto hakkınızı Meclis içi ve dışı türlü yollarla kullanabilirsiniz. AK Parti’yi yine siyasi yollarla farklı davranmaya, uzlaşmaya zorlayabilir, bunun için kamuoyunu, basını kullanabilirsiniz. Ak Parti’yi seçim sandığında siyaseten yenmek için stratejiler, ittifaklar gelişterebilirsiniz.

Ancak beceriksizliğinizin, kronikleşmiş muhalefet mahkumiyetinizin, siyasetsizliğinizin bedelini, “siyaset dışı yollar”a işaret ederek Türkiye’ye, demokrasiye ödetmeye kalkamazsınız.

Anayasa'nın askıya alındığını söylüyor Kılıçdaroğlu...

Anlamsız bir iddia bu.

Baskı altında bir toplumdan söz ediyor.

Bu da manasız bir iddia...

Aynı 1960’ta olduğu gibi...

Bugün Türkiye’de kuvvetler ayrılığı, basın özgürlüğü, yargı-siyaset ilişkileri, siyasetin hükümranlığı açısından elbet pek çok sorun var. Demokrasi ve hukuk eksikliği var. Bunlar düzelmesi ve eleştirilmesi şart sorunlar.

Ancak bunların hiç biri Anayasa'nın askıya alınması, diktatörlük gibi tanımları karşılamaz.

Eğer öyle düşünüyorsa, Kılıçdaroğlu, bunun halka daha uygun yollarla ve örneklerle anlatıp iktidara gelmelidir ya da sandıkta AK Parti’yi engellemelidir.

Yasama ve yürütme yoluyla anayasa askıya alınıyorsa, bunun hakemi olan yüksek mahkemelere başvurmalıdır. Meclis'e kuvvetli ve ikna edici, hatta zorlayıcı yasa değişikliği önerileriyle gelmelidir,

“Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidar...” (neye ve kime göre)

“Direnme hakkını kullanan Türk milleti (yani ordusu)...

Bu ifadeleri hiç unutmasın...

Ve bir daha hiç kullanmasın...

  • Abone ol