Yaşar Kemal bu dünyadan göçtü. Osmaniye köylerinde büyüyüp, ırgatlıktan geçip Türkiye’nin, Türk tarihinin, hatta 20. yüzyılın tüm dünyadaki en önemli edebiyatçılarından birisi olmayı başardı.

Bu, kendi başına müthiş bir öyküydü.

Kürt kimliğiyle Türkçe'nin simge yazarı olarak Türkiye’nin kapısını dünyaya açarken, yaşamı boyunca aldığı yolla Yaşar Kemal, aslında dünden bugüne Türkiye’nin öyküsüne de işaret etti.

Kemalist cumhuriyet kuşağının bu sadık üyesi, yıllar boyu sol fikirler ile soluk almış, 90’lı yıllarda ise Kürt meselesiyle ilgili Kemalizm'i zorlayan çıkışlar yapmıştı.

Bir ülkenin, bir kimliğin aldığı yolu tavırlarıyla resmetmiş, onun birinci derecede tanığı olmuştu.

Tekrarda mahzur yok.

Öldüğü gün garip bir kesişmeye tanık oldu. Yaşar Kemal hastanede son nefesini verirken, Dolmabahçe’de hükümet ve HDP heyeti birlikte çözüm süreciyle ilgili beklenen açıklamayı yapıyor, çözüm için görüşme zemininin oluşumu için ilk somut adımı atıyorlardı.

Türkiye’nin 21. Yüzyıl'ı belki de böyle başlayacak.

Yaşar Kemal gibi isimler, varlıkları, ürünleri, mücadeleleriyle bir dönemi şekillendirip, yarını hazırlayıp göçerlerken, yeni bir dönem de adım adım açıldı, açılıyor.

Umalım Yaşar Kemal’in ölümü bir doğumun simgesi, işareti olsun.

***

Hafife alanlar, hatta rahatsızlık duyanlar oldu, olacaktır. Ancak kim ne derse desin 28 Şubat 2015 Dolmabahçe’de tarihi bir gün yaşandı. 

2013 başında hükümetin açıklamaları, 2013 Nevroz’unda Öcalan’ın silah yerine siyaset devrinin açıldığını ilan eden mektubunun okunmasıyla başlayan çözüm süreci, iki yıl sonra, ilk kez bu denli somut bir şekle kavuştu.

Sorunun çözümü için silah bırakma yanında, nelerin yapılması gerektiği, kalıcı çözümü sağlayacak mutabakat pistlerinin neler olduğu, tarafların konuşma ve görüşmelerinin bu istikametteki çerçevesi ortaklaşa bir duruşla telaffuz edildi. 

Gelinen bu noktanın sadece bir niyeti ve başlangıcı ifade ettiği söylenebilir.

Tayin edici husus elbette, bu mutabakat taslağında yer alan hususların içinin nasıl doldurulacağı, görüşmelerin ve silahsızlanmanın nasıl yol alacağıdır.

Ancak hem fiili hem simgesel olarak gelinen aşamanın önemi görmezden gelinemez.

Her şeyden önce açıktır ki, Türkiye Kürt sorununun çözümü ile bu sorunu temsil eden yapı, örgüt, ayaklanma arasında somut bir ilişki kurmuştur. Müzakere kelimesinin telaffuzundan özellikle kaçınılsa da, silahların bırakılmasının müzakeresi ile Kürt sorununun müzakeresi aynı pota içine yerleşmiştir.

İki anlamın altını çizelim...

1. Bu durum, büyük bir çözüm ya da barış yürüyüşünün anlamlı ve somut bir başlangıcına işaret eder. Şüphe yok, bundan sonra da bu süreç iniş çıkışlar, tıkanıklıklar yaşayacaktır. Ancak esas olan çözüm sürecinin, bugün olduğu gibi önüne çıkan engelleri aşarak hedefe doğru yol almasıdır.

Bu yol alış şüphe yok ki, tarihi zorunlulukların ürünüdür ve bu zorunluluklar ülkenin ve düzenin demokrasi istikametinde yürüyüşüne yardımcı olacaktır.

Nitekim Kürt sorununun özellikleri, örneğin mutabakat zeminine ilişkin metin, idari ve devlet yapısıyla ülkenin, devlet-toplum-siyaset ilişkisiyle siyasal rejimin elden geçirilmesine gönderme yapmakta ve  Kürt sorununun çözümünü bu çerçevede tarif etmektedir.

Kürt sorununun çözümü bugün Türkiye’nin demokrasiyle olan en kuvvetli bağı, en büyük köprüsü, kurucu unsuru olarak karşımızdadır.

2. Gelinen aşama taraflar arasındaki paradigma ve beklenti farklılığından, diğer bir ifadeyle çözüm sürecinin yapısal çelişkisinden kaynaklanan makas açıklığının da kapanabileceğine işaret etmiştir. Ve bu çerçevede Eylül ayında patlayan ve süre giden ilk büyük kriz atlatılmıştır.

Bu gelişmenin sıcak sonuçları neler olabilir?

Seçimi nasıl etkileyebilir?

Çözüm sürecini bundan böyle nasıl tanımlamak gerekir?

Önümüzdeki yazılara...

  • Abone ol