Hakan Fidan’ın milletvekilliği adaylık öyküsü, MİT’in başına tekrar dönmesiyle tamamlandı.

Dün, “Fidan olayında zemin” başlığını taşıyan yazıda, AK Parti için paralel yapıyla mücadele, kuşatılmışlık psikolojisi ve çözüm sürecinin öneminden ve bunların olayın seyri üzerindeki etkisinden söz etmiştim.

Şüphe yok ki, olaya başka muhtemel bakış açıları da var.

Nitekim Cumhurbaşkanı, Başbakan ve MİT Müsteşarı arasında çözülmesi gereken bir meselenin, her birinin farklı eğilimlerine işaret ederek ve bir güç ilişkisi üzerinden kamuoyu önünde sonuca bağlanması oldukça anlamlı bir durumdur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu olayın başından sonuna kadar belirleyici bir rol oynadığı açık. Fidan’ın milletvekili adayı olmasını istememiş, MİT Müsteşarı kalmasının gereğine ve bu konuda kendi takdirinin önemine değinmiş, bunları Fidan ve Davutoğlu’nun aksi yöndeki tutumlarına karşın kamuoyu önünde yapmış ve istediği sonucu almıştır.

Bu durum kendi başına siyaset içi dengelere yönelik bir okuma için önemlidir. Buradan kimi anlamlar çıkarmak, Erdoğan’ın siyasi konumu ve siyasi algılarına ilişkin kimi sonuçlara varmak mümkündür.

Önce şu açıdan bakılabilir:

Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olarak, MİT’in başındaki kişinin devlet politikaları ve devlet alanının kontrolu açısından yerinde kalmasını arzu etmiş, bu istikamette nihai karara doğrudan müdahale etmiştir. Ancak MİT Müsteşarı'nın kimliği MGK’dan Cumhurbaşkanı'na kadar pek çok kurum ve aktörü ilgilendiren ve geniş istişareyi gerektiren bir mesele olsa da, gerek atanma biçimi, gerek teammüler açısından bu tür bir müdahale Türkiye’nin alışık olduğu bir durum değildir.  Bu durumda söylenecek şudur: Erdoğan Cumhurbaşkanı'nın hareket alanıyla ilgili yeni bir yorum yapmış ve “siyasi etkinlik” olarak bundan böyle nasıl davranacağına dair işaretler de vermiştir.

İkinci bakış açısı şudur:

Erdoğan AK Parti’nin aday politikaları üzerinde açık bir tasarrufta bulunmuştur. Mevcut Anayasa, Cumhurbaşkanı'nın tarafsızlık ilkesi, Gül dönemi de dahil olmak bugüne kadar gelen uygulamalar dikkate alınırsa, bu açıdan ortada hem bir sorunun hem yeni bir durumun olduğu muhakkaktır. Halk tarafından seçilen, icraya müdahil Cumhurbaşkanı olmanın ötesinde, bir siyasi partinin aday politikasına doğrudan müdahale ya da bu açıdan sonuç verecek bir hamle Fidan olayının en önemli yönlerinden birisidir. Bu yön, önümüzdeki dönemdeki fiili alanın nasıl ve nerede oluşacağına ve bu çerçevede çıkacak muhtemel tartışmalara da işaret etmektedir.

Üçüncü bakış açısı ise bir siyasi algı meselesine gönderme yapıyor:

Biliniyor ki, Fidan milletvekili seçilseydi, Davutoğlu tarafından muhtemelen Dışişleri Bakanlığı'na getirilecekti, bu olmasa bile kritik bir bakanlığın başına geçecekti. Bu durum veri alınırsa ortaya çıkan sonuç odur ki, Erdoğan için MİT Müsteşarlığı, Dışişleri ya da İçişleri Bakanlığı'ndan daha önemlidir. Peki neden? Bu sorunun yanıtı Cumhurbaşkanı açısından Gezi olayları, 17-25 Aralık hadiseleri ve sonrasında ortaya çıkan güven sorunu, sadakat arayışıyla ve bu iki hususun vurguladığı bir algının iyice ön plana geçmesi üzerinden verilebilir mi? Yanıt evetse, bu algının da Türk siyasetinin önemli bir parçası olduğunu görmek gerekir.

Bu da bir “okuma”...

Ve bir Türkiye gerçeği...

  • Abone ol