Bugün tartışılan, eleştirilen, endişe duyulan husus ne olursa olsun, Türkiye, tarihinde belirleyici bir dönemi geride bıraktı.

Değişimle birlikte, laikliğin demokratikleştiği, Kürt sorununun çözüm ışığını gördüğü, demokratikleşme ve büyüme eğrisinin durmaksızın yükseldiği 10 yıllık bir dilimden söz ediyoruz…

Bunu mümkün kılan pek çok çeşitli faktör oldu.
Bunlardan birisi Türkiye’nin modernleşme öyküsünde ulaştığı yeni bir safhaydı. Bir dönem toplumun “çevresi” kabul edilen aktörle-    rin iktidara geldiği, güç ve imkan açısından yer değiştirmelerin yaşandığı, siyasal merkezin yeniden yapılandığı bir safha.
Bu safha iki farklı, büyük ve birbirine karşı gergin kitlenin, seküler ve muhafazakar dokuların temasının yaydığı kıvılcımlanmaları hep taşıdı.
Bu kıvılcımlanmalar açısından bakıldığında değişim öyküsünün iktidar düzeyinde belirleyici unsuru, bir denetim kavgası oldu.

Yeni gelenler için, yeni iktidar için siyasi alanı denetlemek sadece oradaki aktörlerin geri itilmesiyle değil, bu alanın değişmesiyle ya da kendi açılarından tam tahkimiyle mümkündü.
İkisi de yaşandı. 

AK Parti bu alanı hem değiştirmeye çalıştı, hem tahkim etti.
Tahkimat geleneklere uygun bir şekilde güç temerküzü ve kullanımıyla oldu. Merkeziyetçi zihniyet başka bir elde ancak aynı istikamette pekişti. 

Son iki yıl ülke masasında değişimden çok tahkimat bulundu ve bunun yarattığı sorunlar bulundu. Bu köşede sık sık altı çizilen “iktidar”ın merkezileşmesi, yoğunlaşması ve şahsileşmesi bu sorunlar arasında yer alıyor.

Tekrarda fayda var:

“Eski rejim”in siyaseti kuşatan özerk iktidar odaklarını devre dışı bırakmaya çalışan yeni siyasi merkez, her kurumu ve işlevi kendisine tabi kılan, kültürel ve toplumsal alanda bile özerklik fikrine tahammül edemeyen bir istikamette ilerledi. Siyasete, siyasi iktidara tabi olma hali yaşadığımız, sıkça otoriterleşme, partizanlaşma olarak tanımladığımız yeni sorunların başında geliyor.
Bugün bu aksaklıkların bir örselenmesiyle karşı karşıyayız ve bugün bu durum, ciddi bir ataerkil siyaset tarzının krizi olarak karşımızda...
Siyasi öykümüz nereye doğru seyreder?
Yanıtı belirleyecek üç değişken var önümüzde.

- Ekonomiden siyasete dış konjonktürün seyri ve istikrar üzerindeki etkileri… 
- Çözüm süreci ya da Kürt sorununun izleyeceği güzergah…

Bir hakim parti olarak AK Parti’nin tutturacağı yol…
İlk değişkene dair belirsizlik ötesi bir durumdan söz etmek gerçekçi olmaz. 
İkinci değişken ise HDP’nin Haziran seçimlerinde alacağı oya oranla biraz daha fazla şekillenecektir. Ancak bu açıdan gidiş olumludur ve Kürt meselesi geldiği noktada kendi çözümünü barındırmanın ötesinde, Türkiye’nin demokrasiyle olan en güçlü köprüsü olmayı temsil etmektedir. 

Üçüncü değişken söz konusu siyasi iktidar olduğu oranda, seçimlerde ulaşacağı anayasal çoğunluluğu tutturup tutturamayacağı ihtimalinden bağımsız olarak, soru şudur?
AK Parti siyasi alanla tahkimat politikalarına devam mı edecektir yoksa yeni bir kurumsallaşma dönemiyle birlikte bu alanın demokratik yeniden yapılanmasına direksiyon mu kıracaktır?
Bu tercih sadece Türkiye’yle ilgili değil aynı zamanda AK Parti’nin geleceğiyle ilgili bir tercih olacaktır.

Kürt sorununda ciddi bir demokratik sıçrama, yumuşayan ve kuşatıcı bir söylem, yolsuzluk iddiaları karşısında şeffaflık, liyakata dayalı devlet dokusu için siyasi alanı yeniden yapılandırma AK Parti’ye de Türkiye’ye de çıta atlatır.
Aksi halde ülke gerginlikler, meşruiyet krizleri içinde kavrulur gider.
AK Partililer şunu unutmamalıdır:

Siyasi alternatifsizlik hiç bir hakim parti için bir güvence değildir. Hakim siyasi partilerin örselenmesi siyasi rekabete değil, zamana ve zamanın ruhuna endekslidir.
Nitekim ülkemizde (bir kaç istisna dönemi dışında) gerçek demokratik siyasi rekabet hemen hiç olmamıştır.

Siyasi hayat çoğulcu sistem içinde genel olarak tek siyasi partinin hakim olduğu istikrar dönemleri ile bu hakim partinin yorulmaya ve küçülmeye başladığı istikrarsızlık dönemleri birbirini takip etmesiyle akmıştır.

DP’nin öyküsü darbeye kadar böyledir. AP’nin öyküsü böyledir, küçülmüş ve rakibi kendi içinden doğmuştur. Onun yerini alan ANAP’ın durumu keza...
Siyasette tayin edici olan geçmiş değil gelecektir.

  • Abone ol