Adliye’de savcı Murat Selim Kiraz’ın rehin alındığı saatlerde, koca bir çınarı Sarkis Seropyan’ı son yolculuğuna uğurlamak üzere Agos Gazetesi’nin önündeydim. 


Tüm gün pek çok insan gibi korkarak ve umarak Kiraz’ın hayatının kurtulmasını bekledim. Önemli olan tek şey rehin alınmış alnına silah dayanmış, tanımadığımız bir savcının hayatıydı. 

Bir insanın hayatı…

İki eylemci ne adına ve nedendir anlaşılmaz bir şekilde, açıklanamaz bir ruh hali ve meydan okumayla ve tam bir terör gösterisiyle o canı aldılar. 
Yaşananın siyasi anlamı var. Bir savcıya saldırının simgesel anlamı var. 
DHKP-C’nin solculuktan radikal bir Alevi siyasallaşmasına, terörden taşeronluğa uzanan iç içe girmiş türlü yüzleri var.
Tartışıyor, tartışılacak…

Ancak en önemlisi olağanüstü bir çaba ve kavgayla, tırnaklarıyla kazıya kazıya bulunduğu yere gelmiş, halkın tam öbeğinden çıkmış bir adamın, düzgün ve dürüst bir savcının, iki silahlı adam tarafından ne garip ve vahimdir ki “halk adına” infaz edilmiş, sözüm ona  cezalandırılmış olmasıdır.
Onu takip eden sefillik, bu hadisenin bile iktidar kavgaları çerçevesinde, kutuplaşmanın ürettiği hastalıklı ruh haliyle kimileri tarafından araçsallaştırılmasıdır. 
“Bu eylem siyasi iktidara yaradı” mesajları atabilecek kadar kendinden geçmiş insanların olduğu bir ülke… =“MİT başka işle uğraşırsa savcı odası basarlar” diyebilecek sıradan ve aymaz bir ana muhalefet partisi başkanı…

Gönül ister ki, en azından şu günlerde, kendisini solcu olarak tanımlayan bu başkan, Türkiye’de bir tür “sol” hareketin, ama ortalama sol zihniyetin, hayatı ezen-ezilen ikilemi içine sıkıştıran bir siyasi pozisyon refleksini sorgulayabilen, düz ve akılsızca nedenseliklerden uzak durabilen bir adam olsun… Bu refleksin tutum ve zihniyette “şiddet-siyaset-hukuk arasındaki sınırlar” iyice belirsiz hale geldiğini görsün…

Kiraz yürek dağladı…
Ona saygı önce bunu gerektirir…
Ve Seropyan…
Agos Gazetesi’ni Hrnat Dink’le kuran, bunu emekli olduktan sonra 60’lı yaşlarında yapan, kalemiyle, ürettikleriyle, bir belleğe can vermesiyle değerli, önemli, her yönüyle dev gibi adamdı Seropyan.
Gittiğinde bir devrin, bir sayfanın kapanmasını simgeleyen adamlardan birisi…
Tavrı, cesareti, simgelediği bellek tek başına Seropyan’ı İstanbul’un unutulmaz Ermeni simaları arasına sokmuştur. 
Ne güzel anlatmış, Aydın Engin, ondan aktarmak isterim:

“..’Ben genç yaşta iş hayatına atıldım’ diye övünürdü. İş hayatı dediği de buzdolabı tamirciliği. Ben tanık olmadım ama iddiasına göre iyi ustaymış… Kapalıçarşı’nın namlı kakmacı ustalarından Muşer, ‘Bu bir dolap tamir eder, sıfır buzdolabından daha uzun dayanır’ derdi… 
Hrant Dink, akıllı Harut, Sarkis Seropyan ve fırlama Harut kafa kafaya verip üç beş kuruşu bir araya getirip AGOS’u kurduklarında gazetenin temel direklerinden biri o oldu. Resmi görevi ‘Ermenice editörü’ idi…
Dediği dedikti; çünkü dediğini bilerek derdi…

Hrant’ın o kalleş pusuda öldürüldüğü günün akşamında gözleri yaşlı, perişan, ürkmüş, öfkeye kesmiş AGOS çocuklarına dönüp ‘Haydi herkes işbaşına. Gazeteyi hazırlayacağız. AGOS susarsa Hrant işte o zaman ölmüş olur’ diye gürledi. 
Hepimizi silkeleyen o sözler oldu. 
Gözyaşlarımızı ileriki günlere saklayıp AGOS’u hazırladık. AGOS’un en acılı ve en şanlı sayısı öyle hazırlandı...”
Güle güle Seropyan, rahat uyu…

Not: Dünkü yazıda Serhat Tugan’la ilgili link yanlış dizilmiş, şöyle olacak: https://www.change.org/p/serhattu%C4%9Fanaadalet-istiyoruz

  • Abone ol