Muhafazakar kökenden gelen yeni siyasi partilerinin, Kürt meselesindeki hassasiyeti ve iktidarın Kürt politikalarını eleştirisi her geçen gün biraz daha görünür hale geliyor. 

Bu durum, aslında bu tüm küçük parçaları için geçerli. 

Erdoğan’ın Asiltürk’e yaptığı ziyaretin yarattığı ters esintiye rağmen, SP lideri Karamollaoğlu, istikrarlı bir şekilde iktidarın asayişçi politikalarını, hukuk dışı uygulamalarını afişe ederek bu konuda tavır almayı sürdürüyor.  

İslami siyaset ile onun taşıyıcı hareketi Milli Görüş’ün asli temsilcisi SP’nin bu tavrı, Şüphe yok ki,  Kürt meselesinde muhtemel bir çatışma çözümüyle olarak ilgili meşruiyet alanını genişletmeye katkı yapıyor. 

Kürt sorunu Gelecek Partisi ve DEVA’nın da program ve söyleminde, CHP dahil olmak üzere tüm merkez siyasi partilerden daha ileri bir yer tutuyor. Bu iki parti Kürt sorununu aslen, demokratik eksikliklere, hak ve özgürlükler alanının sınırlı olmasına bağlıyor ve çatışma çözümü platformu olarak yasal siyasi zemini öne çıkarıyorlar. Programlarına koydukları “demokratik vatandaşlık” (Gelecek Partisi), “anayasal vatandaşlık” (DEVA) kavramları, güçlü yerel yönetimler fikri, hizmet, ihtiyaç ve talepler bakımından ana dil kullanımının önünü açılması vurgusu, hak ve özgürlük alanını genişletilmesiyle gelecek bir çözüm yöntemine işaret ediyor. 

Bu iki siyasi sahaya indikten bugüne, parti ülke siyasi koşullarının ve Kürt seçmenle sıcak karşılaşmaların etkisiyle, Kürt sorununu cari siyasetlerinin hiyerarşisinde de daha üst noktaya taşıdılar.   

Ali Babacan, teşkilat kuruluşları için gittiği Diyarbakır, Batman, Van, Bingöl, Mardin, Kars, Iğdır’da, Kürt meselesinin çözümünden kayyımlar sorununa, işkence iddialarından eşit vatandaşlığa uzanan hatta dolaştı, çözüm sürecinin geri geleceğini ifade etti, bu yolla Kürt meselesini söyleminin merkezine doğru taşıdı.  

Partisinin kuruluş döneminde Kürt meselesi konusunda milliyetçi tepkileri dikkate alarak zaman zaman daha mesafeli bir tutum benimseyen Davutoğlu da son dönemde kısmen değişti. Gelecek Partisi liderinin “ilk aylara oranla Kürt meselesine ağırlık vermenin önemini gördüğü, AKP’den memnun olmayan Kürt muhafazakar seçmenin kopuş eğilimin farkına vardığı ve buraya artan oranda ağırlık vermeye başladığı”  yapılabilecek tespitler arasında yer alıyor. Nitekim Davutoğlu’nun bölgeyle temasları, bölge ziyaretleri ve Kürt politikasıyla ilgili çıkışlarında bir artış yaşandığı muhakkak. 

Ancak asıl soru şudur:  

İki yeni siyasi parti bu bakımdan muhalif alana bir hareket, hatta bir ivme getirebilirler mi? Örneğin HDP’yle yakınlaşabilirler mi? Veya Kürt meselesinin demokratik çözümü için ya da kimi temalarda, örneğin ana dil konusunda birlikte bir tutum grubu oluşturabilirler mi? Buna öncülük edebilirler mi?  

Türkiye’nin hem buna, hem HDP’nin sistemin içine çekilmesine, hem hak ihlallerinin sona ermesine ve normalleşmeye öylesine ihtiyacı var ki! 

Ancak, zorluk bu noktada sonra başlıyor. 

Gerek Gelecek Partisi gerek DEVA, eleştiri de cesur olmakla birlikte, ön alma, süreç oluşturma konusunda kimi kısıtlara sahipler.  

Her şeyden önce bir süre yalnız durarak güçlerini, rüştlerini ispat etmek arzusundalar. Bağımlı değişken olarak algılanmak istemiyorlar.  

Anketlerdeki düşük oy oranı cesur olmalarını engelleyen önemli bir faktör.  

İktidarın söylemi ve bunun oluşturduğu baskı, milliyetçi tepki endişesi başka bir sorun kalemi. 

Ancak risk almadan siyasette yol alınmıyor. 

Siyaset işleyerek, temas içinde oluşuyor. 

O zaman bilmek gerekir ki, tüm kapılar kapalı değildir. 

Kanımız o dur ki, muhalefet partilerinin Kürt meselesindeki rolünün zamanla artacaktır. 

  • Abone ol