Önce seçimler: Bir çoğumuz Muharrem İnce’nin yarattığı heyecanla başkanlık seçiminin ikinci tura kalacağını, AK Parti’nin de Meclis çoğunluğunu kaybedeceğini tahmin ettik. Yanıldık.

Muharrem İnce’nin dediği gibi başkanlık seçimlerinde Erdoğan’ın kendisine attığı 10 milyon oyluk fark dalavere ile izah edilemez.  Evet, seçimler baştan aşağı en adaletsiz koşullarda düzenlendi. Ama muhalefet bunu bilerek seçime katıldı ve neticede “adam kazandı”.

Meclis seçimlerinde ise hile iddialarının çoğunun MHP’nin esrarengiz sıçrama yaşadığı Güneydoğu’dan geliyor olması tesadüf olmasa gerek. P24 yazarı Sezin Öney’in irdelediği üzere MHP, Ege, Karadeniz, Marmara, ve Akdeniz illerinde erirken, nasıl olduysa İç Anadolu’da Kasım 2015 de aldığı oyları koruyabilmiş.

Her halükarda seçimlerde en ufak hileyi, ilçe ilçe, köy köy gezerek tespit etmek, belgelemek, tüm muhalefet partilerinin görevi. Neticeyi değiştirmez ama tarihe not düşmek adına son derece önemli. Bunu gelecek nesillere borçlular.

Bundan sonrasına gelince, Muharrem İnce’nin yerinde olsam, CHP’nin başına geçme kavgalarıyla enerjimi tüketmektense Mart 2019 yerel seçimlerinde CHP’nin İstanbul büyükşehir belediye başkanı adayı olmaya bakardım. Hatta bağımsız adaylığı da tercih edebilir. Meral Akşener de aynı şeyi Ankara için düşünebilir. İnce, kazandığı takdirde ve sergileyeceği performansa göre belediye başkanlığını cumhurbaşkanlığı için sıçrama tahtası olarak kullanabilir. 24 Haziran hezimetinden sonra fantezi gibi gelebilir ama unutmayın 2017 referandumunda İstanbul ve Ankara’dan “hayır” oyu çıkmıştı.

MHP ve milliyetçi oylardaki yükselişin iktidar üzerindeki etkisine dönecek olursak… Kendince muhalefet yapan liberal muhafazakar Karar gazetesinin maruz kaldığı kan dondurucu tehditler karşısında iktidarın kayıtsızlığı hayra alamet değil.

Olay, Devlet Bahçeli’nin “kader mahkumları” olarak nitelediği ve “Organize suç örgütü lideri” Alaattin Çakıcı’yı da kapsayacak şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan genel af talep etmesi üzerine patlak vermişti. Erdoğan affa “hayır” deyince eski eşi Uğur Kılıç’ın öldürülmesinde azmettirici iddiasıyla yargılanıp 19 yıl 2 ay hapis cezasına mahkum olan Çakıcı, Erdoğan’ı kast ederek “Devletin sahibi sen değilsin…sokak çocuğu, sokak çetesi olmadığımı da o beyinin derinliklerine sok” demişti.

Karar gazetesi haberi internet sitesinde “Erdoğan’a küstah sözler” şeklinde verince, Çakıcı, Instagram hesabından gazetenin altı köşe yazarı ve imtiyaz sahibinin isimlerini tek tek sıralayarak adamlarına “cezalandırmalarını” yani öldürmelerini emretmişti. Bu tehditleri Bahçeli’nin kendisine geçmiş olsun ziyaretine geldiği Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nden savurmuştu.

Düşünün, bu şahsa arka çıkan Devlet Bahçeli, an itibarıyla Cumhurbaşkanı’nın en önemli siyasi müttefiki. Başkan yardımcısı koltuğuna oturması bekleniyor. Emrinde bir basın danışmanı bulunan ve Diken’de de yayımlanan ‘belgede’görüldüğü üzere hastaneden süresiz sağlık raporu alan Çakıcı, gayet rahat biçimde Erdoğan’a kafa tutabiliyor. Erdoğan ise sus pus. Zaten daha önce Çakıcı aleyhinde açtığı hakaret davasını da geri çekmişti. Kabaksa, Erdoğan’ı savunan yani “yandaşlık”yapma derdinde olan Karar gazetesinin başına patladı.

Ölümle tehdit edilen meslektaşlarımızı, -en azından kamuya yansıdığı kadarıyla- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu dışında arayan tek bir devlet büyüğü olmadı. Varsa da korkudan açıklayamıyor. Üstelik Çakıcı’nın hedefinde Erdoğan’ın eski basın danışmanı Akif Beki de var. Hoş, yazarlara koruma tahsis edildi, gazetenin bulunduğu binanın önüne de güvenlik görevlileri konuşlandırıldı… ama o kadar. Karar yazarlarına bir avuç destek tweeti dışında –onlar da çoğunlukla kadınlar tarafından atılıyor- yandaş medyadan da çıt yok.

Bu arada Muharrem İnce ile röportaj yaptı diye ‘Aktrollerin’hedef tahtasına oturtulan Elif Çakır ve iktidara epeydir eleştirel yaklaşan Etyen Mahçupyan’ın Karar’daki yazılarınaysa ara verildi.  Korktukları anlaşılıyor. Haklılar.

Bu tuhaf tablo, pek çok yerli ve yabancı yorumcunun iddia ettiği gibi Erdoğan’ın Bahçeli ve ekibi tarafından kuşatıldığını mı gösteriyor? Yoksa Erdoğan’ın, Karar gazetesinin yürüttüğü çekingen muhalefete dahi tahammülü olmadığını mı? Yani duruma göre, Bahçeli ve himaye ettiği kişileri “devreye soktuğunu” mu veya en hafifinden göz yumduğunu mu? Ürkmemek mümkün değil. Nihayetinde Karar gazetesi, “karşı”mahalle ile aramızdaki ender ve kıymetli köprülerden biri. Onu da uçurmak isteyenler var. Gazeteciler açısından cezaevinde bulunmanın daha güvenliği olduğu günleri yaşıyoruz. Allah sonumuzu hayretsin.

  • Abone ol