Şu “128 milyar dolar nerede?” tartışmasında yavaş yavaş bir noktaya geliyoruz.

Canikli’nin açıklamaları berbattı.

Merkez Bankası son Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun açıklaması ise son Başkanın konuya çok yabancı olduğunu, meselelere hakim olmadığını gösterdi.

CHP’den İlhan Kesici’nin açıklamaları da kötüydü.

Kanımca en profesyonel açıklamayı en son olarak Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan yaptı ama Elvan’ın açıklamalarında da büyük boşluklar var.

Ve en önemlisi, yukarıda saydığım isimlerin hiçbiri meselenin özüne girmediler.

Muhtemelen cehaletten.

Lütfi Elvan da aynen İlhan Kesici’nin söylediklerini tekrarladı, Merkez Bankası bilançosuna bakılırsa, son senelerde Merkez Bankası ile Hazine’nin yaptığı bir protokol sonrası satılan dövizlerin nerede olduğunu görürsünüz dedi.

Bu açıklamalar aslında malumun ilamı, Merkez döviz satmış ise bilançoda TL karşılığını görmek kadar doğal bir şey zaten yok.

Meselenin ilk ayağı 2016 sonrası dövizin ihale ile satılmasına neden son verildiği meselesi.

Lütfi Elvan çok acil durumlarda, milli paranın çok ani değer kazanması ya da kaybetmesi durumlarında doğrudan satış yöntemine başvurulabileceğini söylüyor, hadi doğrudur diyelim ama bu acil durumun 2016’dan günümüze nasıl sürdüğü meselesine yanıt yok.

Google tcmb.gov.tr yazın, İstatistikler’e girin, oradan da “TL karşılığı döviz alım satımı”nı tıklayın, 2016 senesi Nisan ayında ihalelerin nasıl kesildiğini siz de görün.

Tabii, bu 128 milyar dolar meselesinin özü hala ortada.

Türkiye bugün dünyada en yüksek enflasyonlu ve faiz oranına sahip ülkelerin başında geliyor ise, bu büyük başarısızlığın bugünkü nedeni bu 128 milyar doların satışı.

ABD’li Nobel sahibi (1999) iktisatçı Robert Mundell bir ülkede üç konunun birlikte olamayacağını göstermişti.

Bir ülkede sermaye hareketleri serbest ise (bizde 1989 tarihli 32 sayılı karar) hem bağımsız Merkez Bankası politikaları hem de hem de sabit kur rejimi olanaksızdır.

Bu üç konunun ikisi birlikte olabiliyor ama üçünü birden gerçekleştirmek imkansız; zaten modele de üçlü imkansızlık teoremi deniyor.

Türkiye sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir ülke ve aynı zamanda da faizlere baskı yaparak bağımsız (kafasına göre takılmak anlamına) merkez bankacılığı sergiliyor.

Bu durumda kurlara da ihaleli ya da ihalesiz döviz satarak baskı oluşturursanız sistem çöküyor, amacınıza (düşük kur seviyesi) ulaşamadığınız gibi kurlar şekilde görüldüğü gibi patlıyor.

Merkez Bankası ihale yöntemiyle TL karşılığı döviz satımına 27 Nisan 2016 senesinde son vermiş ve o gün bir dolar 2.82 TL iken bugün bir ABD doları 8.10 TL.

Tam bir başarısızlık, büyük bir beceriksizlik ve cehalet.

Anlaşılan ekonomi bürokrasisi içinde (Saray dahil) ve bakanlar arasında kimse 32 sayılı karar yürürlükte iken ve faizlere de baskı varken kurlara da baskı yapmanın sistemi mutlaka patlatacağını bilmiyor.

Büyük bir devlet rezaleti. 

Bir eski tabir vardır, “Bu kadar cehalet ancak bu kadar tahsille olur” diye.

Bu tabirin günümüze uyarlanması ise “bu kadar cehaletin ancak AKP bürokratları ve bakanları arasında olabileceği” anlaşılan.

Maliye Bakanı Lütfi Elvan ve Merkez Bankası Guvernörü bile bu dövizler kurları baskılamak için satıldı diyebiliyorlar.

Pes doğrusu.

  • Abone ol