Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bir durağı da Washington olan bir dizi ziyareti başlattı; en geniş yetkileri referandumla aldıktan sonra ABD başkanı Donald Trump’la görüşecek ve oradan da NATO Zirvesi için Brüksel’e geçecek ya…

Elinde kalem olan hemen herkes var olan şartlardan hareketle kendisine akıl veriyor.

Sertleşmesini, rest çekip seyahatten vazgeçmesini, kapıyı çarpıp çıkmasını tavsiye edenler de var, “Aman yumuşak olun, ipleri koparmayın” diyen de…

Hiç kuşkusuz, iyi niyetli yol göstermeler bunlar.

Türkiye’nin Suriye politikası, PYD/YPG ayrışması ve Rakka üzerinde yoğunlaşıyor değerlendirmeler; “Sertleş” diyen de, “Yumuşak davran” diye yol gösteren de o değerlendirmeye dayandırıyor tavsiyesini…

Dinleyenin bu birbirine ters akıllar karşısında kafası karışabilir.

Suriye politikası sebep değil, sebep başka

Kendisinin yerinde olsaydım, bunlara itibar eder miydim? Sanmıyorum…

Bu sebeple de, kendi tavsiyelerimi sıralayacağım bu yazıyı, bir sonuç alma veya dediklerime itibar edilmesi beklentisiyle kaleme almıyorum.

Evet, Washington’daki görüşme, büyük çapta Suriye ve Irak üzerinden Ortadoğu konusunda görüş alış-verişiyle geçecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan iki ‘stratejik ortak’ arasında beliren ‘strateji’ farklılaşmasını dillendirecek ve Türkiye’nin önemini vurgulayarak ABD’yi yanlış yol arkadaşlarıyla vedalaşmaya davet edecek.

Nokta konulmakla sonuçlanabilecek bir ziyaret olduğunu söylediği için, Trump’ın sözlerine kulak vermesini ve gereğini yerine getirmesini de bekleyecek Cumhurbaşkanı Erdoğan.

Umarım, her şey beklediği istikamette gelişir.

Ancak kuşkularım var.

Kuşkularım da Suriye ve Irak’ta olanlara dayanmıyor, başka yorumcuların konuyu ele aldığı gibi…

Türkiye Batı’da bölgesine dönük politikasıyla eleştiri konusu değil. Aslına bakılırsa, Suriye ve Irak’ta olan bitenlerin en fazla etkilediği ülke olarak, üzerine düşenden fazlasını yerine getiriyor Türkiye. Savaştan kaçanlara kucak açtığı gibi, Batı ülkelerinin kâbusu mülteci akınını da engelliyor. Ayrıca IŞİD ile yalnız komşu ülkeler topraklarında değil, ülkemiz içerisinde de etkili bir mücadele veriliyor.

Daha ne yapabilir ki Türkiye?

Bunları yapmaktan vazgeçmesi korkutmalıydı Batı ülkelerini ve ABD’yi…

Ve ülkemizin hassasiyetlerine daha uygun bir dille yaklaşmaları beklenirdi.

Neden öyle olmuyor?

Şark Meselesi.. FETÖ’ye arka çıkma.. yoksa demokrasi mi?

Sebep aramaya başladığımızda Osmanlı dönemindeki ‘Şark Meselesi’ne kadar yolumuzu düşürebilir, Batı literatüründen Türkler ile ilgili önyargılı saptamalardan hareketle FETÖ’nün arkasındaki yabancı parmağına dair söylemleri de hatırlayarak günümüzü değerlendirebiliriz.. ve bu pek yanlış da olmaz.

Fakat o kadim değerlendirmelere bugün kendimizin fırsat verdiğini de unutmamamız şartıyla…

Yakın zamanlara kadar beğenilen, övülen ve sözü de dinlenen bir ülkeydik, bunu nasıl unuturuz?

Türkiye’ye eleştirel yaklaşım yenilerde oldu ve bunun Suriye politikamızla fazla bir ilgisi yok. Hatta Suriye’de Türkiye’nin tezlerine fazla kulak verilmemesinin, PYD/YPG tercihinin sebebi bile Suriye politikamız değil…

Gerçeği görelim: Ülke içerisinde uygulanan politikalar yüzünden eleştiriliyor Türkiye.

Batı medyasını yıllardır elden geldiğince yakından izlemeye çalışıyorum: Şu son birkaç yıl içerisinde karşılaştığımı yoğunlukta bir eleştiri yağmurunun söz konusu olduğu başka bir dönem hatırlamıyorum.

Her gün bir yerlerde ülkemizin daha önce sahip olduğuna inanılan değerlerden uzaklaştığı, demokrasi ve hukuk devleti çıpasını terk ettiği yolunda haberler çıkıyor.

Ülkemizin adını olumlu bir şekilde anan neredeyse hiç yok.

15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan hâin girişimden sonra alınan OHAL’li tedbirlerle birlikte eleştiriler resmen saldırıya dönüştü. Tedbirleri savunma gayretleri bile aleyhte değerlendirmeleri azaltmıyor, azdırıyor.

Avrupalı kurumların Türkiye’ye dönük olumsuz tavırları raporlarına yansıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan böyle bir ortamda Donald Trump’la görüşmeye gidiyor.

Görüşmenin hemen ardından Brüksel’de yapılacak NATO Zirvesi’nde, Trump’ın, referandum sırasında takışılan Avrupalı ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarıyla biraraya geleceğini de bu tabloya eklemeliyiz.

Birbiri ardına keşkelerim

Tabloya baktığımda… Suriye politikamızdan değil ama.. içeride yaşananlar yüzünden.. beklentilere istenilen cevabın alınabileceğini sanmıyorum…

Benim tavsiyem de bu tabloda gizli:

Ziyaret için yola çıkmadan önce OHAL’e son verme gündeme gelseydi.. Gazeteci bilinen kişileri tutuksuz yargılama kapısını aralayacak adımlar atılsaydı.. Kurulması sözü verilen ‘inceleme komisyonu’ mağduriyet iddialarını ciddiyetle ele alıp gereğini süratle yerine getirseydi.. demokratik prensipler ve hukuk devleti uygulamalarına saygılı bir görüntü ortaya çıkabilseydi..

Emin olun, Türkiye’yi üzecek bir tavır bu kadar kolay benimsenmez, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı daha dikkatle dinleme ihtiyacı duyulurdu; Trump tarafından bile…

Şimdi işimiz zor.

  • Abone ol