Bilen biliyor: Merkez medyada köşe sahibi meslektaşlar tarafından yıllar boyu ‘komplocu’, biraz daha insaflılar tarafından da ‘komplo teorilerine meraklı’ olarak tanıtıldım.

Rahatsız mıyım? Hayır. Bizde önüne her sürüleni doğru kabul etmeyene ‘komplocu’deniliyor; meraklı biri olduğum ve görünenin ardındaki henüz görünmeyen yönleri ortaya çıkarmayı dert edindiğim için, o sıfatı gönül rahatlığıyla kabul etmişimdir.

Son zamanlarda hemen herkes ‘komplo’ kokan yazılarla okur karşısına çıkar oldu.

Kafalar artık otomatik vitese takılı çalışmıyor; hangi konu ele alınırsa alınsın, hemen hepsinde bir bit yeniği aranıyor.

Okudukça zafer kazanmış bir komutan gibi sırıtıyorum.

Komplolardan komplo beğenin

İsterseniz lâfı fazla uzatmadan sadece bugün (20 Kasım 2017) ve yalnızca tek bir gazetede (Hürriyet) karşıma çıkan üç ayrı yazardan alıntılarla ne demek istediğimi anlatayım.

Yazılardan ilki bir genelleme.

Okuyalım:

YENİ TÜR SAVAŞ: ‘ORGANİZE STRES’

YENİ bir savaş türüyle tanışıyoruz.  Cephe yok. Silah yok.

Görünen düşman yok.

Ateş, füze, tank, top yok.

Pusu… Canlı bomba… Şarbonlu zarf yok.

Peki ne var?

‘Organize stres’ var.

Yani…

Hedef alınan bir ülke düşünün…

– Sürekli bir gerilim.

– Ekonomik veri çılgınlığı.

– Hiçbir dolar borcu olmayan sokaktaki adamı bile ‘mermi manyağı’ gibi ‘kur manyağı’ haline getiren bir bilgi kirliliği.

– Battık batıyoruz dedikodusunu her ortam ve kanaldan üflemek.

Arkadaşlar, sözünü ettiğim ‘yeni nesil savaş’ işte budur.

Daha doğrusu ‘siber saldırı’dan sonra gördüğümüz, yeni nesil ‘stres kuşatması’nı böyle anlayabiliyoruz.

Her sabah gazetesine bir korku filminin afişine bakar gibi korkuyla bakan bir toplum düşünün.

Sürekli negatif bir bombardıman.

Ben bundan sıkıldım arkadaşlar.”

Şimdi de önümüzdeki bir ay boyunca gündemimizi işgal edeceği anlaşılan Rıza Sarraf olayına değinen bir yazıdan alıntı:

ABD’nin Zarrab’ı, 2007 tarihinden bu yana izlemeye aldığı anlaşılıyor. 2010-2015 tarihleri arasında ise resmi süreç için düğmeye basılmış. Zarrab’ın, Türkiye-İran-Azerbaycan ve Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden para trafiği ve altın ticareti takip edilmiş. Bu takip nasıl yapılmış? Amerikan Ulusal Güvenlik Kurumu NSA’nın telefon ve televizyonlar üzerinden yaptığı dinleme ile birlikte mail’leri, yaptığı tüm bankacılık işlemleri ele geçirilmiş. CIA’in İstanbul ve Ankara’daki ofisleri dinleme üssü olarak kullanılmış. İlginç olanı Zarrab’ın başka şahıslar üzerine açılan hesaplardan yaptığı para transferleri de tespit edilmiş. ABD, 2007 yılından bu yana Zarrab adını koyup, Türkiye’den birçok siyasi ve bürokratın nefes alışını dahi takip etmiş. Söz konusu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olduğu durumlarda ise Alman istihbaratının da devrede olduğu anlaşılıyor. FETÖ-ABD-Almanya üçgeni. Peki 15 Temmuz’da da aynı fotoğraf karşımıza çıkmıyor mu?”

 

Ağustos ayının ortalarında her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği Barselona kentinde, bir eylemci, kamyonuyla kalabalığın arasına dalarak 13 kişiyi öldürmüş, 130 kişiyi de yaralamıştı. İspanyol polisi eylemin arkasındaki IŞİD örgütçüsünün Abdülbaki el-Sattiolduğunu belirlemiş.

Üçüncü yazı o olay ve fâiliyle ilgili:

İspanyol El Pais gazetesi 17 Kasım’da İspanyol Milli İstihbarat Merkezinin (CNI) Satti ile bağlantılarını kabul ettiğini duyurdu. İspanyol istihbaratı Satti ile 2010-2014 yılları arasında Castellion cezaevinde kaldığı sırada irtibat kurmuştu. Satti, çıkınca (2013’te kurulan) IŞİD’e katılmış ve İspanyol istihbaratına IŞİD’i ispiyonlamaya başlamıştı; ya da İspanyol istihbaratı öyle olduğunu sanıyor, aslında ilişkinin tersine işlediğini düşünmüyordu.

Sonuç ortada.

Bu gelişme iki şekilde yorumlanabilir.

Birincisi, siyasi entrika yorumudur. Bu, 1 Ekim’de Katalonya’da yapılacak bağımsızlık referandumu öncesinde İspanyol derin devleti ‘milli birlik ve beraberliğe bu en çok ihtiyaç duyulduğu günlerde’ söylemi arkasına sığınmak maksadıyla IŞİD içindeki ajanına bu terör eylemini yaptırmış olabilir yorumudur.

İkincisi ise, bu eylemin devlet ve devletlere bağlı örgütlerin sadece kendilerinin kafasının çalıştığı kibri içinde devlet-dışı örgütleri kullandıklarını zannederken onlar tarafından kullanılmış, oyuna getirilmiş olmasının yeni bir örneği olduğu yorumudur.”

Herkes ‘komplocu’ olduysa, ben artık…

Ne diyorsunuz bu yazılara?

Hani eski yazılarımı bir tarafa bırakın, yalnızca bu siteye başladığımdan beri yazdıklarıma merakla yaklaşın, şunu göreceksiniz:

Dünyada bazı güçlerin, ellerindeki teknolojik imkânları, başkalarını istedikleri istikamete sevk etmek üzere kullandıklarını yazıp duruyorum.

Bazı gizli dosyaların kapağının aralandığı, onlarda yer alan bilgiler ışığında ABD, İngiltere ve Almanya’nın koca elektronik kulaklarıyla Türkiye’yi yakın izlemeye aldıkları ve 17-25 Aralık (2013) tapelerinin yerli kulakların işi olmayabileceği iddiasındayım.

‘Mançuryalı Aday’ filmine atıfla, Batılı ülkelerde meydana gelen, fâilleri Müslüman terör eylemlerine katılan kişiler ile istihbarat örgütleri arasında irtibat olabileceği tezimi de biliyor olmalısınız.

Gerçekten artık köşeme çekilsem de olur.

  • Abone ol