Acaba içinde bulunduğumuz bölgeyi kıyamet günü manzaralarıyla tanıştırma istidadı taşıyan son gelişmeyi de ben pompalamış olabilir miyim?

Dünya savaşını?

Savaş.. sıcak mı olur, yoksa soğuk mu?

Bugün kendime “Savaşı ben mi pompalıyorum?”sorusunu sordum.

Sordum, çünkü daha Donald Trump’ın başkan seçilmesi ihtimali belirdiği ilk günden beri böyle bir ihtimalin varlığından söz edip duruyorum. Saldıracak yer aradığı izlenimini veriyor Trump; eh başına geçtiği ülkenin ‘hır’ çıkarma gibi bir âdeti, bunu yapabilecek konvansiyel ve nükleer silahları da var…

Artık Kuzey Kore mi olur, Çin mi, yoksa Suriye veya İran mı; bir gün bunlardan biri veya ikisine füzeler gönderdiğinde ABD, geçmişte bunları yazdım, en son olarak da Birinci Dünya Savaşı benzetmesinde bulundum diye “Fehmi Koru’nun pompalaması bu” diyen çıkar mı?

Daha önceki gün, Avusturya-Macaristan Veliahtı’nın suikasta uğraması ile birinci savaşın (1914) çıkması arasında 37 gün geçmesi gerektiğini, günümüzde, teknolojik açıdan, sebep ile sonuç arasında bu kadar çok güne ihtiyaç olmadığını kayda geçirmiştim.

Sedat Ergin bugün Trump’ın son açıklamalarını değerlendirdiği yazısına şu paragrafı daeklemiş:

İçinde bulunduğumuz koşulları Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının hemen öncesindeki döneme benzeten pek çok yorumcu var. Bu savaş bir suikastla tetiklenmiş ve çatışmalar kısa zamanda Avrupa kıtasından Kuzey Afrika’ya, oradan Ortadoğu’ya, Kafkasya’ya kadar pek çok cepheye yayılan bir ‘cihan harbi’ne dönüşmüştü.”

Hayır, bu pompalama işinden söz eden Hürriyet yazarı Ergin değil.

Dün bu konuyu dile getiren, Habertürk’ün artık siyasi konulara da girebilen yazarı; ben yazısından bu sabah haberdar oldum.

Şöyle diyor:

HÂLÂ ve her şeye rağmen Abdullah Gül’ün adaylığı konuşuluyor ortalıkta.

Zannederim bunu pompalayan Fehmi Koru.

Çünkü mesele gündemden düştüğü anda Fehmi Koru gaza hafiften dokunuyor.

Koru ile Gül’ün yakınlığını bilenler de olaya atlıyor.”

Demek ki yazılarımda ‘Abdullah Gül’ potansiyel cumhurbaşkanı adayı olarak anılmasa hiç kimse bu ihtimali konuşmayacak, öyle mi?

Abdullah Gül aday olsa…

Yapılan bütün kamuoyu araştırmalarını görme imkanına sahip değilim; bazısı elimde, bazısını ise medyaya yansıdıkça görebiliyorum. Ancak bildiğim şu: Araştırmalarda, neredeyse hepsinde, deneklere yöneltilen sorular arasında “Abdullah Gül aday olsa…” diye başlayan bir soru mutlaka bulunuyor.

Böyle bir ihtimal herkesin zihninde yer ediyor çünkü.

Yalnız oy vereceklerin zihninde yok bu ihtimal, halktan oy isteyeceklerin de bu ihtimali hesaplarına kattıkları belli.

Aday olur mu olmaz mı, o tabii 11. Cumhurbaşkanı Gül’ün kendisinin bileceği bir şey.

Mısır’ın değil, ABD ve Fransa’nın liginde Türkiye

Ben cumhurbaşkanlığı seçiminin, sistem değişikliğiyle birlikte düşünülmesi gereken olağanüstü ciddi bir iş ve ülkemize yaraşır bir yarışla gerçekleşmesinin de doğru olduğuna inanıyorum.

Mısır’da tek bir ciddi adayın karşısına çıkamadığı Abdülfettah el-Sisi halkın yüzde 60’ının katılmadığı seçimde oyların yüzde 97’sini aldı. Bir milyon seçmen, oylarını aday olmamış bir futbolcu için kullandılar.

Ne büyük bir ayıp bu bir ülke için…

Oysa, ABD’de gördük, Donald Trump – Hillary Clinton çekişmesini bütün dünya izledi.

Samimi arzum, her partinin böyle bir tablonun ülkemizde de yaşanmasını sağlayacak bir titizliği göstermesidir.

Adaylardan biri belli: MHP ile AK Parti’nin oluşturduğu ‘Cumhur İttifakı’ tarafından desteklenen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan… Siyaset aritmetiği, karşısına kim çıkarsa çıksın, Erdoğan’ın seçimden başarıyla çıkacağına işaret ediyor. Oyların parti adayları arasında bölünebileceği ilk turda olmasa bile ikinci turda yüzde 50’yi bulmakta zorlanmayacağı ve yeniden cumhurbaşkanı seçileceği belirgin Erdoğan’ın…

Vaktiyle “Kardeşim”sıfatıyla o makama uygun gördüğünü açıkladığı Gül karşısına aday olarak çıksa, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bundan rahatsızlık duyacağını sanmam.

İki AK Partili’nin yarışı bütün dünyada ilgiyle izleneceği gibi ülkemize takdir de kazandırır.

Olabilir mi bu?

Arzumu yazılarıma dökmekle birlikte, ‘pompalama’ fiilini kullanan yazar gibi, ben de bundan tam emin değilim.

Emin olmadığım için de, neredeyse her yazımda, “O olmasa bir başka güçlü aday” deyip duruyorum.

Türkiye’yi Mısır’ın içinde yer aldığı ülkeler arasında değil, ABD ve Fransa liginde bir ülke saydığım için…

Benimle aynı düşünceye sahip olanların da aynı hassasiyeti taşımalarını beklerim.

Soğuk veya sıcak yeni bir dünya savaşına doğru yol alınırken başımızda bileğinin hakkıyla sandıktan çıkmış bir yönetici olması ülkenin hayrınadır.

  • Abone ol