Buna savaş denilebilirse savaş başladı. ABD’nin başını çektiği, İngiltere ve Fransa’nın aktif olarak katıldığı hava saldırılarıyla Suriye’nin seçilmiş hedefleri üzerine füzeler yağdırıldı.

Suriye rejimi hava savunma sistemlerinin çok sayıda füzeyi tahrip ettiğini açıkladı.

Rusya’dan gelen ilk tepki parlamento savunma komitesi başkanının ABD başkanı Donald Trump’ı 60 milyon insanın ölümünden sorumlu Adolf Hitler’e benzetmesi şeklinde oldu. Rusya’nın BM temsilcisi ise “Bu tür eylemler mutlaka sonuçlara da yol açar” açıklamasını yaptı. Bakalım Vladimir Putin de aynı sertlikte saldırılara karşı çıkacak mı?

Amerika-Rusya hasım mı, müttefik mi?

Kuşkucu mu geldi bu son cümle? Gelmesin. Amerika ile Rusya’nın Suriye söz konusu olduğunda karşı cephelerde yer aldıklarını ben de biliyorum; ancak yine de iki ülkenin didişmesinin Suriye’ye yarardan fazla zarar getirdiğini görünce kuşkularım depreşiyor.

Moskova’nın sağladığı zehirli gazı Esad kendi halkı üzerine gönderdiyse ve ABD ile müttefikleri bunu bahane ederek Suriye’ye saldırıyorlarsa olup bitenden siz de kuşku duymaz mısınız?

Bu son cümledeki kuşkumu da herhalde sezmişsinizdir.

Evet, Guta’da aralarında çocukların da bulunduğu 50’den fazla kişi hayatını kaybetti Suriye rejiminin saldırılarında, ancak o saldırıda kimyasal silah kullanıldığı henüz ilgililer tarafından tespit edilip kanıtlanmadı.

Beşşar Esad koltuğunu kaybetmemek için en aşırı tedbirlere başvurabilecek birisi, bu tamam, ancak yine de iddianın bağımsız denetçiler tarafından kanıtlanmış olması gerekmez mi?

Colin Powell, Irak’a saldırıyı başlatan BM konuşmasını yaparken (Şubat 2003)..

Sorular hiç kuşkusuz akla ABD’nin Saddam’ın Irak’ına saldırısı öncesinde yaşananları getiriyor. George W. Bush Saddam’ı devirip Irak’ı işgale karar verdiğinde, yanında müttefik olarak bulduğu İngiltere ve İspanya ile birlikte, kamuoyunu çakma haberlerle zehirleme girişimini başlatmıştı.

“Hayatımın en büyük hatasıydı” diye yıllar sonra yaptığından duyduğu utancı kitaplaştıracak olan dönemin ABD dışişleri bakanı Colin Powell BM’de yaptığı konuşmada, Saddam’ın elinde kimyasal silahlar bulunduğundan emin olduklarını açıklamıştı ve ardından işgal başlamıştı.

Savaş oldu bitti ve ABD askerlerinin cirit attığı Irak’ta kimyasal silahların zerresi bulunamadı.

Yalan-dolanla gidildi Irak’ı işgale.

Geçenlerde, kimyasal silahların yasaklanması örgütü (OPCW) başkanlığından Bush’un ayak oyunlarıyla azledilen İspanyol diplomat Jose Bustani, işgalin yıldönümünde, “Irak’ın elinde kimyasal silah olmadığını herkes biliyordu; ben bunu açık ederim diye azledildim” açıklamasınıyaptı.

ABD –ve müttefikleri İngiltere ile Fransa- bu defa teyit beklemeden saldırdılar.

Donald Trump ve James Comey..

ABD Başkanı Trump da, saldırı günü piyasaya çıkan döneminin FBI başkanı James Comey‘in kitabındaki öldürücü satırları silah gücüyle bastırmış oldu.

Suriye böylece büyük devletlerin av sahasına dönüşmüş oldu.

Dünya 5’ten büyük ama…

Dikkat edilsin, bir yandan kitle imha silahlarına sahip olduğu ve kendi vatandaşlarına karşı kimyasal silah kullandığı iddia ediliyor, öbür taraftan bu iddianın doğal sonucu olarak “Esad çekilsin” baskısı yapılmıyor.

Oysa, o baskı yapılsa ve bu bir BM kararı haline dönüştürülse, sorun savaşla çözülür olmaktan ve kahredici etkilerini halk üzerinde göstermekten uzaklaşıp siyasetin ilgi alanına girecek.

Konu ne zaman BM’nin çatısı altında görüşülse ve ne zaman BM Güvenlik Konseyi konuyu ele alsa, veto hakkına sahip ülkelerden biri (genellikle Rusya) karara çomak sokarak savaşın devamını sağlamış oluyor.

Bugünlere böyle gelindi.

Müttefik uçaklarından atılan füzelerin insani hedefler üzerine de düşüp düşmediğini şu aşamada bilmiyoruz. Müttefikler, füzelerinin bir araştırma birimini, bir komuta merkezini ve bir sarin gazı deposunu hedef aldığını duyurdu, ama yine de o kadar emin olmamak lazım. Saldırılar yüzünden can kaybı da olmuşsa, bu, sorunu daha da büyütecektir.

Bizler -ve tabii Suriyeliler de- uykudayken olup bitti saldırılar. Ancak işte uyandık ve şapkamızı önümüze koyup düşünmenin zamanı.

Türkiye şimdi ne yapacak?

Şimdiye kadar ABD’yi de fazla kızdırmamaya çalışarak Rusya-İran ikilisiyle birlikte çözüm arayışının bir parçasına dönüşmüştü Türkiye; bu saldırılar sonucunda tarafını daha açıkça belirlemesi gerekebilecek.

İki taraf da aslında Türkiye’nin izlediği yolu benimsemiş değil. Sınır güvenliğini pekiştirmek amaçlı asker gönderdiği Afrin’den çıkması için Rusya Türkiye üzerine baskı yapıyor; ABD ise Türkiye’nin ‘düşman’ ilan ettiği PYD/YPG güçleri ile ittifak halinde.

Ne olacak şimdi?

Ankara dün geceyi bu soruya cevap arayarak uykusuz geçirmiş olmalı.

  • Abone ol