Her sabah henüz horozlar ötmeden kalkıp günlük gazete okuma maratonuma başlıyorum ya, şu birkaç gündür gözüm, bizim gazetelerde çıkacak Malezya değerlendirmelerinde…

Malezya bir ara İslam Dünyası’nın ülkemizle birlikte ‘örnek’ diye anılan ülkelerindendi; son zamanlarda ise demokrasi liginden uzaklaşma sinyalleri verdiği ve çeşitli siyasi kumpaslar yaşandığı için dikkat çekmekteydi.

Böyle bir ülke seçime gitmiş ve sandıktan 60 yıllık iktidarı sona erdiren, 90’lı yaşlarını sürdürmekte olan bir siyasetçiye sadece geri dönüş değil başbakanlık da nasip eden bir sonuç çıkmışsa, herhalde olana biraz daha yakından bakma ihtiyacı duyan olur diye düşünmekteydim.

Tek bir değerlendirme yazısıyla karşılaşmadım.

Medyaya hakimiyet

“Merak kediyi öldürdü” diye bir lâf vardır, onu olumsuz bir şey sanıp bizler de meraklarımızı öldürdük galiba.

Dünya basını ise Malezya’da meydana gelenleri yakın takibi altında tutuyor; en kapsamlı değerlendirmelerden biriyle ‘el-Cezire’ grubunun internet sitesinde karşılaştım.

Yazarı bir Malezyalı.

Okurken, onun iki kere değindiği Malezya medyasıyla ilgili dokundurmalar bana “Gel, gel” dedi.

Geçici de olsa yeniden ülkesinin başbakanlık koltuğuna oturmuş Mahasir Muhammed’in (Mahathir Mohamed diye yazılıyor) 22 yıl sürmüş ilk başbakanlık döneminden söz ederken, onun o döneminde medyayı zapt-ü rapt altında tuttuğunu özellikle belirtiyor yazar.

Sonra da, sözü seçimi kaybeden politikacıya, Necip Rezzak’a (Najib Razak) getirip onun muhalif medyaya karşı sistematik yıldırma gayreti içerisinde bulunduğunu kayda geçiriyor.

Tavırlarının ikisine de yaramadığını öğrenmiş oluyoruz. Medyaya hakimiyetleri ikisine de pişmanlık getirdi.

Malezya’da seçmenlerin sandık başına gitme hazırlığı yaptığı gün (8 Mayıs Salı) okuduğum siyasal iletişimci Ali Saydam’ın yazısı aklıma geldi Malezyalı yazarın değerlendirmesine göz atarken.

Tam da bu konuyu işliyordu “Birileri bunları Cumhurbaşkanına anlatmalı” tadında kaleme alınmış ve bir yerinde “Bu sütunlarda az yazmadık, Cumhurbaşkanı yalnız bırakılmamalı diye” cümlesi de bulunan yazı.

Konuya ilişkin satırları şöyle Ali Saydam’ın:

Güç kirlenmesinin en büyük göstergelerinden biri de medyada sahici olmayan hâkimiyettir. 1950 seçimlerinde medyaya silme CHP hâkimdi. DP kazandı… 1983 seçimlerinde medyanın kahir çoğunluğu biraz da Evren ve şürekâsının yayılmacı baskısı ile MDP ve HP yandaşı bir çizgidelerdi. ANAP kazandı. 2002 seçimlerinde yüksek tirajlı olmayan bir iki yayın organı dışında medyanın tamamı Sayın Cumhurbaşkanımızın ve AK Partinin karşısındaydı ve AK Parti kazandı…”

Sizlere yabancı gelmeyen tespitler olmalı gerçeğin böylesine çarpıcı biçimde yansıtılması…

Farklı bir uyarı

Ancak şimdi okuyacağınız yazının son paragrafındaki şu uyarıyı ben yapabilmiş değilim:

Bu bağlamda medyanın, özellikle TV’lerin sadece Sayın Cumhurbaşkanı’nın konuşmalarını yayınlamaları muhalefete pek fazla şans tanımamaları ne kadar doğrudur ve bu tutum, vaat-ikna sürecine mi hizmet eder, yoksa güç kirlenmesine mi, ya da mağduriyet yaratarak muhalefete mi yarar; iyi değerlendirmek gerekir…”

Yazar, “Bu akılla seçim kaybedilebilir” demek istiyor gibi geldi bana.

Yukarıdaki satırları aktarırken medyamızda yer alanlara haksızlık yapılmasını da istemem. Gazetelerde yazanlar, kanal kanal dolaşıp görüş açıklayanlar çaba göstermiyor veya başarısız sayılmamalı. Çoğu kez tekrara düşülse de iktidarı savunma konusunda olağanüstü çaba gösteriliyor, özellikle rakipleri yerin dibine batırmada daha önceki dönemlerle mukayese bile edilmeyecek olağanüstü rekorlara imza atılıyor.

İleride bu günleri medya-siyaset ilişkisi açısından ele alacak araştırmacıların 24 Haziran seçimleri öncesi dönemden hayli başarılı örnekler çıkaracaklarına inanıyorum.

Ali Saydam’ın yazısından, onların bu çabasının ters tepebileceği endişesini çıkardım. Bu kadar yoğun, yaygın ve şiddetli tarafgir yayınların seçim kazandırmayabileceği endişesi…

“Seçim kaybedilebilir” endişesi…

Malezyalı yazarın dokundurmalarından benzer durumun onun ülkesinde öyle bir sonuç verdiğini çıkarıyorum.

Malezya’da ve Costa Rica’da medyaya rağmen olan

“Bizde olmaz, iktidar partisi ve adayı rakiplerden çok ileride” diye düşünürken, Fransız haber ajansının Malezya seçimi öncesinde verdiği bir haberde okuduğum itibarlı bir araştırma kurumu olan Pacific Research Center’dan Oh Ei Sun’un “Muhalefet güç kazandı kazanmasına, ancak en tepeye çıkmalarını sağlayacak kadar değil” sözleri aklıma geldi.

Oysa çıktılar işte, 60 yıllık iktidar 90 küsur yaşındaki eski politikacı tarafından devrildi. Koltuğunu vaktiyle iftiralarla hapse attırdığı kişiye teslim etmeye hazırlanıyor Mahasir; özel bir afla bugün özgürlüğüne kavuşması beklenen Enver İbrahim’e (Anwar Ibrahim)…

Costa Rica’daki seçimde de kamuoyu yoklamalarında favori görünen aday sandıkta kaybetmişti.

Ali Saydam’ın yazısı iktidar partisinin itibar ettiği yazarları bulunan Yeni Şafak gazetesinde çıktı; muhalif medyayı yakın takibe aldığını belli eden AK Partili yetkililer itibar ettikleri gazetede çıktığı için o paragrafları gözden kaçırmamışlardır umarım.

  • Abone ol