Kemal Kılıçdaroğlu son seçimde ancak yüzde 22 civarında oy almış bir partinin genel başkanı olarak “CHP başarılı oldu” dedikçe tepki çekiyor; dediğinde ısrar ettikçe tepkiler de büyüyor.

İşi zor CHP liderinin…

Aslında önce düşen oyu sebebiyle kendi kamuoyunun ondan beklediği başarıyı gösteremediğini kabul edip özür dilese, sonra da 24 Haziran seçimiyle ilgili stratejik kararlarını ve o kararları dayandırdığı gerekçeleri kamuoyuyla paylaşsa, ardından kararlarının başarı getirip getirmediğini tartışmaya açsa, sanıyorum, daha doğru bir iş yapmış olurdu.

Bizde ve İngiltere’de olan

AK Parti’nin birbiri ardına girdiği tam 14 seçimde önde çıkması ‘başarıya odaklı’ ülkemizde siyasete bakışı derinden etkiliyor.

Oysa siyasette sürekli başarı pek az görülen bir durumdur; partileri başarısız kılacak gelişmelerle her zaman karşılaşılabilir.

Ülkeyi 1980 sonrası yönetmiş partilerin ismini resmen-i geçit halinde anmaya kalktığımızda, bunların çoğunun bugün Meclis’te temsil edilmediğini görebiliriz. Oysa Anavatan, DYP, SHP, DSP gibi partiler dönemlerinde halktan ülkeyi yönetme izni alabilmişlerdi.

‘Demokrasinin beşiği’ sayılan İngiltere’ye baktığımızda bizdeki gibi vaktiyle ülkeyi yönetmiş olduğu halde sonradan tarihe gömülen partilere pek rastlanmıyor; orada iki partili (Muhafazakar ve İşçi) bir sistem var. Ancak bu iki partinin halkın gözünde ‘iktidara layık’görüldüğü dönemler farklılaşıyor.

Tabloya bu gözle bakalım:

Muhafazakar Parti: 1951, 1955, 1959, 1970, 1979, 1983, 1987, 1992, 2015…

İşçi Partisi: 1950, 1964, 1966, 1974, 1997, 2001, 2005…

Bunlar sistemin iki partisinin ülkeyi yönetme yetkisini halktan aldığı seçimler…

Arada (1974, 2010 ve en son 2017) çoğunluğu hiçbiri elde edemediği halde hükümet kurulabilmiş seçimler de var.

Sarkaç bir oraya bir buraya gidip geliyor İngiltere’de.

Türkiye farklı olmak zorunda mı?

Değil elbette. Bugün başarısı tartışılmayan AK Parti bile, hem 7 Haziran 2015 hem de bu son seçimde (24 Haziran) Meclis çoğunluğunu kaybedebildi. İlkinde derhal seçime gitme kararı alarak, şimdi de referandumla sistemi değiştirip seçim öncesinde ittifak oluşturma yoluyla iktidar olmayı sürdürebiliyor AK Parti.

Başarıysa, başarısını bu tür siyasi manevralar yapabilme siyasi zekasına bağlamak gerekiyor.

CHP de bu seçimde ilk kez farklı siyasi manevralar arayışına girdi ve ona uygun da strateji geliştirdi.

Görebildiğim kadarıyla stratejisi şuydu Kılıçdaroğlu‘nun: Tayyip Erdoğan‘ı ilk turda seçtirmemek, AK Parti’nin Meclis çoğunluğunu elde etmesini engellemek, farklı eğilimdeki sağ siyasi akımların varlıklarını sürdürmesini sağlamak, bu arada farklı bir söylemle CHP’nin geniş kitlelere ulaşıp ulaşamayacağını ölçmek…

Her ne kadar bu seçimle ilgili olsa da, asıl hedefi bundan sonraki seçimler olan bu strateji AK Parti tarafından erken fark edildi ve boşa çıkartıcı tedbirlerle tam başarılı olması engellendi.

Meral Akşener bunda belirleyici bir rol oynadı.

Ancak yine de stratejinin bütünüyle etkisiz kaldığı söylenemez.

MHP ittifakı ve AK Parti

Bugünkü tablo, MHP’nin sistemde ‘kilit’ bir mevzi kazanması ve kendisini ‘denge ve denetleme görevi’nin sahibi bir konuma konuşlaması, önümüzdeki dönemde AK Parti’yi zorlayacaktır.

Hatta şimdiden zorladığı bile söylenebilir.

Kılıçdaroğlu‘nun 24 Haziran seçimiyle ilgili stratejisini doğru okuyup karşı tedbirlerini devreye sokabilen AK Parti, yine onun seçim-sonrası için öngördüğü stratejiyi keşfedemez ise daha büyük zorluklarla karşılaşabilir.

Toplumu gerecek söylem ve politikalar bundan böyle CHP’nin işine yarayacaktır.

CHP’nin bundan sonraki muhtemel stratejisi ülkeyi erken seçime götürmektir çünkü.

Ekonomide yaşanacak sıkıntılar, dış politika alanında gelebilecek yeni yükümlülükler, toplumsal barışın biraz daha bozulması ülkenin önüne o tercihi getirebilir.

İçişleri bakanı Süleyman Soylu‘nun muhalefete dönük tavrını politikalaştıran, 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasındaki OHAL uygulamalarını ve KHK’larla yönetme alışkanlığını sürekli hale getiren bir anlayıştan kaçınması gerekir AK Parti’nin…

İngiltere’den yukarıda verdiğim tabloda görüldüğü üzere partiler arasında gidip-gelen iktidar münavebesi sistemin aksamadan sürmesini de garanti altına alıyor. O sayede Muhafazakar Parti 1979’dan 1997’ye (18 yıl), İşçi Partisi de 1997’den 2010’a kadar (13 yıl) uzun süreli iktidar dönemleri yaşayabildi.

Türkiye de aynı yola girmeli.

Bunun için iktidarın bugünden yarına değişmesi gerekmiyor, iktidarın bir gün değişebileceği ümidi bile yeterli.

‘CHP ve Kılıçdaroğlu başarılı mı, değil mi?’ konusundaki kararı vermek için bundan sonraki gelişmeleri beklemenizi tavsiye ederim. Bunu AK Parti’nin bugünden itibaren atacağı adımlar belirleyecek de ondan…

  • Abone ol