İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda vahşi bir cinayete kurban giden gazeteci Cemal Kaşıkçı hakkında son sözü ABD başkanı Donald Trump söylemiş gibi oldu. “Talimatı o vermişse ne olmuş yani; Suudi Arabistan bizim müttefikimiz, Veliaht prens de yakınımızın (damadı Jared Kushner’in) yakını; onlardan vazgeçmeyiz” buyurdu Trump.

Acaba bu sahip çıkılmadan sonra Veliaht Prens Muhammed bin Salman (MbS) rahat bir nefes almış, “Oh kurtuldum” havasına girmiş midir?

Girmişse yanlış yapar; bundan sonra işi zor MbS’nin…

Medyanın dikkati üzerine çevrildiği için artık attığı her adımı dikkat çekecek, daha önce önemsenmeyen özelliklerinden hareketle her yaptığı özenle izlenecektir.

Prens MbS sanat düşkünü

Sözgelimi, Prens‘in sanat düşkünlüğünü duymuş muydunuz?

Meğer MbS geçen yıl Louvre Müzesi‘nin Abu Dabi’deki şubesi adına bir resim satın almış; bir tabloya tarihin en yüksek bedelini ödeyerek…

Salvator Mundi tablosu..

Leonardo da Vinci‘nin ‘Salvator Mundi’ (‘Dünyanın kurtarıcısı’ anlamına geliyor ve Hz. İsa’ya atfediliyor) tablosu için tam 350 milyon Pound ödemiş MbS… TL olarak 7 milyardan fazla bir para bu. Daha önce en yüksek bedel olarak 179.4 milyon Dolar ödenmiş bir resme; 2015 yılında Picasso‘nun ‘Cezayirli kadınlar’ tablosuna…

Prens ile birlikte resim piyasası tavan yapmış…

Gazetenin biri (İngiliz Daily Mail) bunu şimdi hatırlatıyor,ama bir önemli uyarıyla: Tablonun satın alındıktan sonra ortalıktan kaybolduğu uyarısıyla… Satıştan bu yana tablo hiç ortada görünmemiş… Muhabirleri Abu Dabi’deki müzeye sormuşlar, onlar da nerede olduğunu bilmiyorlarmış…

Bu ilk haber…

Prens MbS nükleer silah peşinde

İkinci haber New York Times‘ta (NYT) çıktı. O habere göre de, MbS, Suudi Arabistan’ı nükleer bir güç haline getirmek sevdasındaymış. ABD’nin enerji bakanlığıyla Suudi Arabistan’a nükleer tesis kurma konusunda temas halindeymiş Prens ve 80 milyar Dolarlık bu anlaşma için ABD dışişleri bakanlığı da kendisine müzahir olmaktaymış…

“Yalnız” diyor NYT, “Bu işin ilginç bir yönü var: Başka ülkelerden çok daha ucuza satın almaları mümkünken nükleer yakıtını kendileri üretmek istiyor. Bu da Washington’da Suudluların yakıtı gizlice silah projesine dönüştürmek niyetinde olduğu biçimde yorumlanıp endişeye yol açıyor.”

Her iki haber de eskiye ait, gündeme geldiğinde fazla önem verilmeyen konularla ilgili. Cemal Kaşıkçı cinayeti olmasaydı belki de hiç ele alınması gerekmeyecek konularla…

NYT “Trump, benzer niyete sahip olduğu gerekçesiyle İran’a kapsamlı yaptırımlar uygulattırıyor” diye hatırlatıyor.

Bir de MbS’ın bu yılın başlarında yaptığı “İran nükleer silâha sahip olursa en kısa zamanda biz de onu izleriz” açıklamasını…

İran…

Prens İran’a karşı

Suudi Arabistan kendisini İran’a karşı konuşlandıran bir ülke olarak görüyor. Yemen’de İran’ın desteklediği gruplara karşı o da kendisine yakın gördüğü başka grupları destekliyor ve iki ülke orada resmen savaşıyor.

Veliaht prens MbS de bu konuşlandırmanın mimarı olarak kendini takdim ediyor.

Sanıyorum MbS şu sıralarda batı basınını takip etmekten vazgeçmiştir. Keyfini kaçırmamak için, kendisiyle aynı çizgide yayın yapan Arap gazetelerini okumakla yetiniyordur. En çok da Türkçe dahil bir çok dilde basılan Şarkul Avsat‘ı okuyordur…

Şakul Avsat‘ta önceki gün çıkan, ülkesinde bir ara kültür bakanlığı da yapmış Salih Kallab‘ın ‘İran Türkiye’ye pahalıya mal olacak’ başlıklı yazısı onu mest etmiş olabilir.

Yazıya göre, İran’ın Türkiye topraklarında bile gözü var ve Türkiye bu tehdidi gördüğü halde sesini çıkartmıyor.

Okuyalım:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğer İranlıların Akdeniz’in kuzeyine gelmelerinin ne anlama geldiğini idrak edemezse, İskenderun-Hatay bölgesi Türk devletinin bir parçası olmaktan çıkacak demektir. Bu bölge halkının ve tüm büyükşehirlerinin Nusayri çoğunluğa sahip olduğu bilinmektedir. (..) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün bunları biliyor olması gerekir! Yine Erdoğan’ın çok iyi idrak etmesi gereken bir mesele de şayet İran Akdeniz’in kuzeybatı kıyılarına ulaşırsa, Suriye ve Sovyet istihbaratı tarafından Türk topraklarının büyük bir bölümünde kendi arzu ettikleri devleti oluşturmaları için kurulmuş olan PKK’ya yardım edecektir, zira bunda çıkarı vardır.”

Prens artık bu tür yazıları okuyordur. Washington Post‘ta çıkan ve Prens ile al takke ver külah olmakla Trump‘ı suçlayan Jackson Diehl‘in yazısını okuyacak değil ya!
 
Yeter ki, Trump’a…
 
Trump’ın “Velev ki talimatı o vermiş olsun…” diye yorumlanan açıklamasından sonra dünyanın her tarafındaki diktatörlerin kendilerini istedikleri muhalifi öldürtme yönünde rahatlamış hissedeceklerini yazıyor ve şunu ekliyor Diehl“Bizim başkentte pek çok Mısırlı muhalif yaşıyor; Kaşıkçı olayından önce de tehditlere ve tacizlere maruz kalıyordu bu insanlar… Bunlardan biri ortadan kaybolur veya öldürülürse, Trump, Abdülfettah el-Sisi’yi suçlar mı dersiniz? Trump ona da yeşil ışık yakmış oldu.”  
 
Diehl‘e göre, yeter ki Trump‘a iltifatlar yağdırılsın, onun için egzotik eğlenceler düzenlensin, aileye ticari kazanç getirilsin ve Amerika’dan yüklü bir şeyler alınma vaadinde bulunulsun, diktatörlerin yaptıkları yanlarına kâr kalacaktır.
 
Ağır bir yazı. Ağır yazılar Prens‘e göre değil.
 
Neyse ben de burada keseyim.
 
Başta da kayda geçirdiğim gibi, MbS‘nin işi asıl bundan sonra zorlaşabilir.

  • Abone ol