Gazeteleri elime alarak değil internetteki sitelerinden takip ediyorum. Bu da benim nal büyüklüğünde harflerle yapıldığını düşündüğüm manşetlerden etkilenmememi sağlıyor.

[Yine internetten istediğim takdirde bütün gazetelerin ilk -ve hatta bütün- sayfalarını görebileceğimi biliyorum elbette, ama ben onlara bakmamayı yine de tercih ediyorum.]

İyi ki de öyle davranıyorum.

Nedenini anlatacağım.

Kavgada araya girilmez, davet gelse bile girilmez…

İki gazete hayli zamandır birbirleri hakkında yaralayıcı yayınlar yapıyor. Sadece yaralayıcı değil, yok edici de… Bazı gün gazetelerin neredeyse bütünü karşı gazeteyle ilgili haberlere ayrılmış gibi; aynı gün daha önceki günlerde de okuduğumuz haberler bir-iki yenisiyle birlikte gazetede yerini buluyor.

Gazetelerin köşe yazarları da -hiç değilse önemli bir bölümü- başka konuları bir tarafa bırakmış, diğer gazetenin ve yazarlarının ne kadar kötü olduğunu anlatmak için kalem parçalıyor.

Artık yazılar kalemle yazılmadığı için yukarıdaki cümleyi ‘bilgisayar parçalıyor’ diye bitirmem gerekirdi. Yazıları okurken, yazarın önündeki klavyeyi parmaklarıyla ezdiği sesi bile tahayyül edebiliyorum çünkü.

Küçüklüğümde aldığım öğüde her zaman uymuşumdur, iki kişi kavga ederken araya girmem. Bizim ülkemizde, sokakta dövüşenleri ayırmak isteyenlerden bunu yapayım derken hayatını kaybedenler çoktur. Birbirlerini bırakır, araya girmeye çalışana düşmanlıklarını kusar kavgacılar.

Öyleyse bu yazı ne için?

Şunun için: İki taraf da haklarında haber yaptıkları, yazı yazdıkları gazetenin okurlarını etkileme gayretindeler; oysa birinin okuru diğerinde ne yazıldığını bilmiyor bile. Tek taraflı okumalarla karşı gazete ve yazarları hakkında bileniyor okurlar…

Gazeteler açısından bu kavga varoluşsal öneme sahip. Bunu anlıyorum. Çok daha basit sebeplerle patlak veren kalem dalaşlarında, hatta fikir münakaşalarında bile hep aynı üslup ortama hakim oluyor.

Herkes oklarını karşı tarafa gönderirken, hakkında bir şeyler söylediği veya yazdığı tarafın kendini nasıl savunduğunu kendi etrafına duyurmuyor.

Fikir münakaşalarından gazete ve dergi sayfalarına yansıyanlardan söz ediyorum.

Benim de başıma geldiği oluyor.

Yapılması gereken ne?

Dün akşam bir dostum gönderdiği mesajla bir ekranda açıklanmakta olan görüşleri takip etmem uyarısında bulundu. O sırada meşgul olduğum için mesajlara bakmak aklıma hayli zaman sonra geldi. Televizyonu açtığımda izlemem istenen program çoktan sona ermişti.

Adım gibi bildiğim gerçek şu: Eleştiri oklarından nasibime düşenleri bana doğru savuranlar, yazdıklarımı ekranda okuduktan sonra diyeceklerini demiyor, anladıkları kadarıyla veya çok kez de çarpıtarak bunu yapmayı yeğliyorlar.

Son zamanlarda, dini konularda farklı düşünenleri İslam’dan çıkmakla suçlayanlar ve bu yüzden öldürülmelerini caiz gördüklerini açıklayanlar da çıkmaya başladı. Daha çok sosyal medya kullanılarak yapılıyor ölüm tehditleri. Ölümle tehdit ettikleri kişiler ne yapmış, eğer suçlanan yazıları veya kitapları okumamış iseniz, suçlayıcının söz veya yazısından bunu öğrenmeniz mümkün olmuyor.

Suçlayan yazara güvenip sizin de aynı sonuca varmanız isteniyor. Belki bundan daha ilerisi bile bekleniyor.

Aynı tavrı bazı siyasilerde de görüyorum, onlar da siyasi rakiplerinin sözlerini işlerine geldiğine göre yorumlayıp karşı tarafın aklından bile geçirmediği görüşleri muarızlarına atfederek kavga başlatıp yürütebiliyor. Ama onlar siyasi ve siyaset alanında bu tür şeyler yaşanması çoktandır normal kabul ediliyor.

Biri öyle yapınca karşısındaki de aynı yola başvuruyor ve öyle öyle herkes asılsız suçlamalarına çevresinden destek buluyor.

Kutuplaşma, ötekileştirme deniliyor ya, işte onun sebebi bu.

Doğru olan nedir?

Yazı hayatıma başladığım ilk günden beri, girdiğim hemen bütün kalem münakaşalarında da hep uyguladığım ilkem, hakkında yazı yazdığım kişinin görüşlerini onun ifadeleriyle olduğu gibi aktarmaktır.

Ne anladığımı değil, muhatabımın ne anlattığını okurların onun ifadeleriyle bilmesini istemiş ve mutlaka alıntılarla bunu gerçekleştirmişimdir. Karşı tarafın aynı hassasiyeti göstermeyeceğini bilmeme ve öyle de yaptığını gözlemlememe rağmen…

Böyle yapılmadığı zaman ortalığa saçılan iddialar sadece muhatabı yaralamaz, o tartışmanın sürdürüldüğü alanı ve mecrayı da lekeler.

Nitekim, yapılan bütün araştırmalarda, gazetecilik ve gazetecilerin itibarının yerlerde süründüğü görülüyor. Bizde hayli zamandır böyleydi de, bu eğilim giderek global planda da geçerli hale geliyor.

Varoluşsal bir mücadele olduğu için son medya kavgası kolay biteceğe de benzemiyor.

İşimiz zor yani.

  • Abone ol